RECÂ
Yusuf/87. Ey oğullarım! Gidin de Yusuf'u ve kardeşini iyice araştırın, Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez.
HADİS…
PIRLANTA SERİSİ…
HAVF-RECA DENGESİ
Kalbin Zümrüt Tepeleri'nde ifade edildiği gibi “Havf u reca (korku-ümit), iradî birer tavır, hak yolunun salikleri için bir ilk menzil ve ilk nokta olmasına karşılık, kabz u bast bir kısım iradî sebeplerin dışında hakikat yolcusunun yolunu kesen veya onu şahlandırıp kanatlandıran nihai sınırda sırlı bir alış-veriştir. Havf u reca istikbale ait sevilip sevilmeyen şeylere karşı bir endişe hissi, bir ümitlenme neşvesi ise kabz u bast hal-i hazır itibariyle kalbe gelen değişik boy ve renkteki dalgaların tesirinde kalbin neşeyle atması veya kasvetle kasılması şeklinde de yorumlanabilir. Havf u reca ile kabz u bast karıştırılabilir. Birisi insanın beklentileri ve inancı neticesidir. Diğeri haldir ve hemen her mertebede, her makam ve payede kulun başına gelebilecek bir şeydir. Yolcuyu sürekli alakadar eden bir husustur.[1]
…Günümüzde havf-recâ hususunda yaşanan dengesizliklerden de söz etmek mümkündür. Mesela; halkı irşat konumunda olan insanların çoğu, sadece cenneti ya da cehennemi nazara verip; bu hususta insanları ya tamamen ye'se ya da aşırı bir güvene sevketmektedirler. Halbuki insan, bir taraftan amelini işlemede kılı kırk yararcasına hassas davranırken, diğer taraftan da, bu amellerin, Cenab-ı Hakk'ın vermiş olduğu nimetlerin şükrünü edada yeterli olmayacağını ve bir insanın sadece ameliyle kurtulamayacağını düşünmesi de gerekir. Efendimiz (s.a.s) sahih bir hadislerinde: "Hiç kimse ameliyle kurtulamaz" buyurur. Sahabe Efendilerimiz: "Sen de mi ey Allah'ın Rasulü?" dediklerinde; "Evet. Allah'ın fazlı, bereketi olmazsa ben de kurtulamam' der. O halde insanın: "Ne günahım var? Aksine ben bu yaşımda iman etmiş, namaz kılmış, oruç tutmuşum.. o halde Allah bana ceza vermez" demesi, Allah'a karşı bir saygısızlık ve küstahlığın ifadesi; kendi nefsini yerden yere vurup: "Benden bir şey olmaz, zaten şu ana kadar işlediğim hiç bir hayır da yok. Nasıl olsa cehennemliğim, o halde boş yere uğraşıyoruz.." şeklinde bir mülâhazaya girip ümitsizliğe düşmesi de, ayrı bir saygısızlığın ve küstahlığın seslendirilmesidir.[2]
SENİ ALNINDAN ÖPÜYOR
Bekir Berk anlatıyor: Hür Adam Gazetesinde bir yazı çıkıyor. Bu yazıda herkesin yeis içinde olduğu, hatta Üstad'in bile ümitsizliğe kapıldığı anlatılıyor. Bekir Berk hemen bir yazı yazıyor ve gazeteye gönderiyor. Yayınlanan yazıda Üstad'in hiçbir zaman yeise düşmediğini ifade ediyor. O gece bir rüya görüyor. Kendisi bir yolun kenarında bekliyor. Uzaktan bir fayton geliyor ve yanında duruyor. Faytondan Üstada uzanıyor, onun omuzlarını kavrıyor ve alnından öpüyor. Tam bu sırada telefon çalıyor ve uyanıyor. Rüyası kesildiği için kızgın kızgın telefonu kaldırıyor. Telefonun öbür ucunda Sungur Ağabey diyor ki: "Bekir Bey, Üstadımız yanımda. Seni alnından öpüyor!"[3]
Ey Cami-i Emevîdeki kardeşlerim ve yarım asır sonraki alem-i İslam camiindeki ihvanlarım! Acaba baştan buraya kadar olan mukaddemeler netice vermiyor mu ki, istikbalin kıt'alarında hakîki ve manevî hakim olacak ve beşeri dünyevî ve uhrevî saadete sevk edecek yalnız İslamiyettir ve İslamiyete inkılap etmiş ve hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak İsevîlerin hakîki dînidir ki, Kur'an'a tabî olur, ittifak ederler.[4]
DÖRT ÇEŞİT HASTALIK
Zümer/53. De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.[5]
YEİS
Korkak, aşağı ve acizlerin şe'nidir, bahaneleridir; şehamet-i İslamiyenin şe'ni değildir. Husûsan Arap gibi, nev-i beşerde medar-ı iftihar yüksek seciyelerle mümtaz bir kavmin şe'ni olamaz. Alem-i İslam milletleri Arabın metanetinden ders almışlar. İnşaallah yine Araplar ye'si bırakıp, İslamiyetin kahraman ordusu olan Türklerle hakîki bir tesanüd ve ittifak ile el ele verip, Kur'an'ın bayrağını dünyanın her tarafında îlan edeceklerdir.[6]
TEFSİR…
Bundan dolayı Yusuf ve Bünyamin de kim bilir nasıl bir acı içinde ümitle bekleyip duruyorlar. Onun için "Yusuf artık bulunur mu?" demeyiniz de Allah'ın rahmeti ve yardımı ile onları ümitle ve istekle arayıp bulmaya çalışınız. İnşallah bulursunuz ve hayırlı bir haberle döner gelirsiniz…[7]
NÜKTELER…
- Senin bu halin nedir? Allahu Teala, Hz. Hamza’yı şehid eden kimseyi bile affetti, ona hidayet lütfetti. Korkma, seni de affeder, buyurarak onu rahatlattı. Yeisten kurtardı.[8]
HZ. ÖMER’İN RECASI
“Beni Müslüman yapan ve Mekke’den Medine’ye hicret ettiren Hz. Allah(c.c.) bunu da nasib eder” diyor…[9]
ALLAH’IN MEKRİNDEN YİNE ALLAH’IN RAHMETİNE SIĞINIRIZ
Bu hadise bizi ümitsizliğe sevketmemeli. Aksine bir taraftan Mekr-i İlahiden korkmaya, diğer taraftan da Rahmet-i İlahiyeyi reca etmeye ve O’ndan ümitvar olmaya sevketmeli…[10]
ÜMİT
Nereye teveccüh edeceksin ki başka kapı yok. Nereye gideyim. Ne güzel der İbrahim Ethem :”İlahi abdukel asi etake ...” İlahi sana başkaldırmış kulun sana geldi. İsyan eden kulun sana geldi. Günahlarını itiraf ediyor ve sana dua ediyor. Eğer yargılar günahlarını afv edersen bu zaten senin işindir. Başka günah afv eden yok ki. Günahları sedreden başka yok ki. Settar yok ki. Ona gidilsin. Eğer ret edersen ben kime gideyim. Şimdi senin kapına geldim durdum. Bu kapının tokmağına dokunuyorum. Ya rahman diye sesleniyorum. Ta gaffar diye sesleniyorum. Ayıplarımın burada da orada da örtülmesi için sana yalvarıyor ya settar diyorum. Kovarsan benim derdime derman olacak yok ki. Hekim sensin. Tabip tabibi akdes sensin. Derdime derman sen olacaksın.[11]
ŞEYHİN KIRK SENELİK ÜMİDİ
- “Arkadaşlarında bir şey hissettim. Ne gördüler acaba. Söylemek istemiyor.” Israr edince diyor ki “hazret sizin şaki olduğunuzu müşahede ettiler. Ondan ayrıldılar.” Tebessüm ediyor, acı bir tebessüm. Nasıl bir acı tebessümdür ki binbir ıstırabın namesi vardır onda. Ah diyor. Ben onu kırk senedir öyle görüyorum orda. Kırk senedir müşahede ediyorum. Kırk senedir mevlam beni cehennemlik yapmış müşahede ediyorum. Ama nereye gideyim. Israr ettim durdum. İşte o zaman rahmet ihtizaza gelmiştir. Gökler oynamıştır. Sa’d ibni Muaz’ın cenazesinde ihtizaza geldiği gibi. O esnada yazı silinip yerine Said yazılmıştır. Bunu dedirtecektir mevla. Bunu gösterecektir mevla. İşte sen ve ben bizi boğan boğaltan buhrandan buhrana sevk eden, yığın yığın hacaletler günahlar altında inlerken dahi kapısına geldiğimiz zaman şekavedimizi Saadete tebdil edecek bir mevlanın mevcudiyetine inanarak gelirsek bütün seyiatımızı hasenata bütün hatalarımızı sevaba bütün günahlarımızı sevaba tebdil edecektir. Mahiyetimizi tebdil edecektir. Cenabı Hak bu lütfu bizlere lütfetmek suretiyle bizi afv etsin bayramımızı bayram etsin.[12]
Aşağıdakilerin korkusu da bulundukları halin devam etmesidir.. İstedikleri ise, daha yüksek makamlara çıkmaktır.. Bunları söyledim; sonra uyandım...[13]
— Yâ Cebrail, benim rızamı kazanmak isteyen kullar, benim takdirime teslim olsunlar. Onlar takdirime razı oldukları nisbette, ben de onlardan razı olur, haklarında hayırlar yazarım...[14]
Dün, "iman" diyen bir ferdin olmadığı yerlerde, bugün birlerce ahlâk ve iman kahramanı vardır, Değerlendirirken bu hakikati nazara alanlar, çokluğun paletleri altında ezilmemiş ve isabetli karar vermiş olurlar.[15]
YENİDEN BAŞLA...
Kendini yorgun hissetsen bile, Başarı senden kaçsa bile, Bir hata sana zarar verse bile, Hatta ihanet sana acı verse bile, Bir hayal yok olsa bile, Gözyaşları gözlerini yaksa bile, Kimse gayretini fark etmese bile, Nankörlük ödülün olsa bile, Anlayışsızlık seni gülmekten alıkoysa bile ,Ve hatta her şey, hiçbir şey olsa bile, Vazgeçme.....YENİDEN BAŞLA....
ÜMİDİN HAKİKATİ
Vaktiyle Hayl Oğlu Zeyd adında biri vardı. Resul (S.A.V.)'e geldi: Yâ Resûlâllah! dedi. Sana bir soru sormağa geldim. Hak Teâlâ'nın hayır dilediği kişinin nişanesi nedir? Ve Hak Teâlâ'nın kendisine hayır dilemediği kişinin de nişanı nedir? Resul (S.A.V.), Zeyd'e şöyle sordu: Her gün yerinden kalkarken ne sıfatla kalkarsın? Hayl oğlu Zeyd şu cevabı verdi: Kendime Hayr'ı ve hayır ehlini dost tutarım. Eğer bir hayır fırsatı meydana çıkarsa gecikmem, yerine getiririm. Onun sevabına inanırım. Eğer o hayır yapamazsam tasalanır, üzülürüm, O hayrı yapmak arzu ve dileğine bulunurum. Resul (S.A.V.) o zaman Hayl oğlu Zeyd'e: Hak Teâlâ'nın sana hayır dilediğinin alâmeti işte budur! diye buyurdu.[16]
UMMANIN (RECÂNIN) İLÂCI
ikinci sebep: Recâ (umud) hakkında gelmiş olan âyetlerle hadisleri düşünmektir. Bunun da sayısı haddi aşkındır...[17]
YEİS
Esasen Cenâb-ı Hakk'ın Hakîm ismine îmân yoktur. Esbaba riâyet lâzımdır. Şart-ı evvel odur. Şafağımız me'yusların gösterdikleri kadar karanlık değildir. O fecrin horozlan ötmeye ve ilk pırıltıları görünmeye başlamıştır. Olmak, olgunlaşmak için zamana ihtiyaç vardır. Allah Adil'dir. Kimseye zülmetmez. Biz kendimize zulmettik, hasarete düştük. Kurtuluş "La Taknatû" kılıcıyla yeisi öldürüp, sa'y ve şevki arttırmak, tevekkülle sabahı beklemektedir.[18]



0 yorum:
Yorum Gönder