RECÂ

18 Ocak 2010 Pazartesi



RECÂ


Yusuf/87. Ey oğullarım! Gidin de Yusuf'u ve kardeşini iyice araştırın, Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez.

HADİS…

PIRLANTA SERİSİ…

HAVF-RECA DENGESİ

Kalbin Zümrüt Tepeleri'nde ifade edildiği gibi “Havf u reca (korku-ümit), iradî birer tavır, hak yolunun salikleri için bir ilk menzil ve ilk nokta olmasına karşılık, kabz u bast bir kısım iradî sebeplerin dışında hakikat yolcusunun yolunu kesen veya onu şahlandırıp kanatlandıran nihai sınırda sırlı bir alış-veriştir. Havf u reca istikbale ait sevilip sevilmeyen şeylere karşı bir endişe hissi, bir ümitlenme neşvesi ise kabz u bast hal-i hazır itibariyle kalbe gelen değişik boy ve renkteki dalgaların tesirinde kalbin neşeyle atması veya kasvetle kasılması şeklinde de yorumlanabilir. Havf u reca ile kabz u bast karıştırılabilir. Birisi insanın beklentileri ve inancı neticesidir. Diğeri haldir ve hemen her mertebede, her makam ve payede kulun başına gelebilecek bir şeydir. Yolcuyu sürekli alakadar eden bir husustur.[1]
…Günümüzde havf-recâ hususunda yaşanan dengesizliklerden de söz etmek mümkündür. Mesela; halkı irşat konumunda olan insanların çoğu, sadece cenneti ya da cehennemi nazara verip; bu hususta insanları ya tamamen ye'se ya da aşırı bir güvene sevketmektedirler. Halbuki insan, bir taraftan amelini işlemede kılı kırk yararcasına hassas davranırken, diğer taraftan da, bu amellerin, Cenab-ı Hakk'ın vermiş olduğu nimetlerin şükrünü edada yeterli olmayacağını ve bir insanın sadece ameliyle kurtulamayacağını düşünmesi de gerekir. Efendimiz (s.a.s) sahih bir hadislerinde: "Hiç kimse ameliyle kurtulamaz" buyurur. Sahabe Efendilerimiz: "Sen de mi ey Allah'ın Rasulü?" dediklerinde; "Evet. Allah'ın fazlı, bereketi olmazsa ben de kurtulamam' der. O halde insanın: "Ne günahım var? Aksine ben bu yaşımda iman etmiş, namaz kılmış, oruç tutmuşum.. o halde Allah bana ceza vermez" demesi, Allah'a karşı bir saygısızlık ve küstahlığın ifadesi; kendi nefsini yerden yere vurup: "Benden bir şey olmaz, zaten şu ana kadar işlediğim hiç bir hayır da yok. Nasıl olsa cehennemliğim, o halde boş yere uğraşıyoruz.." şeklinde bir mülâhazaya girip ümitsizliğe düşmesi de, ayrı bir saygısızlığın ve küstahlığın seslendirilmesidir.[2]

SENİ ALNINDAN ÖPÜYOR

DÖRT ÇEŞİT HASTALIK
YEİS

TEFSİR…

     Çok dikkat çekicidir ki, "Ben buradan ayrılmam" diyen ve orada kalan büyük kardeşlerinden hiç söz etmemektedir. Çünkü o kendi isteğiyle kalmıştır ve yeri bellidir. Yusuf ve Bünyamin ise çaresiz kalıp ayrı düşmüşlerdi. Yusuf bir yitik, Bünyamin ise bir tutuklu idi. Bunların ölmüş olduklarına dair  bir bilgi yoktu. Gerçi "Yusuf'u kurt yedi" diye kanlı bir gömlek getirmişlerdi, fakat bu yalandı ve onların yalan söyledikleri Yakup  tarafından  anlaşılmıştı da: "Bu kötülüğe sizi kendi nefsiniz sürükledi" demişti. Zira gömleği parçalamadan bir kimseyi kurt yemiş olamazdı. Nitekim o zaman Yakub'un "Bu ne kadar iyi kalbli bir kurtmuş, gömleği bile parçalamamış" dediği de rivayetler arasındadır. Babası ve büyük kardeşleri bile hayatta olan Yusuf henüz inkırazı akran olacak ileri yaşlarda da değildi. Binaenaleyh ne açık, ne de  kapalı bir şekilde Yusuf'un ölmüş olduğuna delil olabilecek bir şey mevcut değildi; onun ölümüne hükmetmek için  ortada hiçbir ciddi sebep yoktu. Halbuki öldükleri bilinmeyen kimselerin aranması ve bulunup onlara gerekli yardımın yapılması bir görev, bir vecibe teşkil ediyordu. Anlaşılıyor ki, Yusuf hakkında iyi bir araştırma yaptıramaması ve bu vecibenin yerine getirilmesine imkan bulamaması, Yakub'u en çok üzen ve yüreğini dağlayan ayrı bir ukde idi. Bünyamin'in tutuklanması yüzünden bir takip ve araştırmanın lüzumu yeniden gündeme gelmişti. Bu kerre yeni bir vesile doğmuştu. Onun  için ikisinin de araştırılmasını emretmiş ve bu vazifenin ümitsizce, baştan savma bir şekilde değil, ümitle ve istekle yapılması gerektiği yolunda onların maneviyatlarını ve morallerini güçlendirmek için  demiştir ki:

NÜKTELER…

HZ. ÖMER’İN RECASI

ALLAH’IN MEKRİNDEN YİNE ALLAH’IN RAHMETİNE SIĞINIRIZ

ÜMİT

ŞEYHİN KIRK SENELİK ÜMİDİ
Hak dostu sizin gibi böyle dinledikleri bir zatı dinliyorlar. Cenabı hak onları rüşte ve hidayete erdiriyor. Gözleri açılıyor. Hakikat bin oluyorlar. Eşyanın hakikatına ledünyatına nüfus peyda ediyorlar. Mahfuz levhaları seyreder hale geliyorlar. O mahfuz levhalardan birisinde kendilerini irşat eden zatın şaki olduğunu müşahede ediyorlar. Bir mürşit bir derviş düşünün ki etrafına bir sürü mürit toplamış. Muratları olan bu zat hakikate giden yolda onlara pişdarlık yapmış. Hakikatin berrak ve açık yüzünü onlara göstermiş. Ve sonra onlar ermişler tepeyi aşmışlar. Şahikaya çıkınca da ayla kamerle karşı karşıya gelmişler. İhraz ettikleri bu noktada bir de ne görsünler, şeyhlerini mürşitlerini, muratlarını cehennemlik görmüşler, talihsiz görmüşler, betbah görmüşler. Ve yavaş yavaş kopmaya şeyhi terk etmeye başlamışlar. Ama şeyhe hiç fütur gelmiyor. Tepenin dibinde gözüküyor. Çünkü Allah nazarında şaki. Ama hiç fütur gelmiyor. Başını kaldırmıyor secdeden. Ellerini indirmiyor duadan, nasıl indirsin ki yok başka kapı mevla şimdi bizi kovsa nereye gideceksin, Çıkamazsınız dışarıya. Bütün hükümranlık ona ait. Bütün anahtarlar ve kilitler onun elinde. Herkes gidiyor birisi kalıyor. O kalma işine sakat denir. O zata sıddık denir. Sıddık olmak çok mühimdir. Hz. Ebu Bekir’in makamıdır. Her şeye rağmen vefa gördüğünü terk etmeme. Bana bir kelime öğreten beni köle yapmıştır. Hayatımın sonuna kadar minnettarlığımı ona ifade ederim. Ona sadakat denir. Tek adam en sadık adam en sıddıktır. Dayanıyor sonuna kadar. Mürşidin Allah’ın kapısından kopmadığı gibi oda Mürşidin kapısından kopmuyor. Efendim nasıl sadık ben onu şaki de görsem bende öyle sadığım. Sadıka sadık gerek diyor. Bu sadık mürit kalınca çağırıyor bir gün.
YENİDEN BAŞLA...
Kendini yorgun hissetsen bile, Başarı senden kaçsa bile, Bir hata sana zarar verse bile, Hatta ihanet sana acı verse bile, Bir hayal yok olsa bile, Gözyaşları gözlerini yaksa bile, Kimse gayretini fark etmese bile, Nankörlük ödülün olsa bile, Anlayışsızlık seni gülmekten alıkoysa bile ,Ve hatta her şey, hiçbir şey olsa bile, Vazgeçme.....YENİDEN BAŞLA....

ÜMİDİN HAKİKATİ

Bu tohumda olduğu gibi kişi eğer imân tohumunu göğüs yaylasına ekerse ve göğ­sünün yaylasını kötü ahlâktan temiz kılarsa, tâate kendisini verip imân acını sularsa, hastalık ve âfetlerden saklayıp imânını tâ ölü vaktine kadar selâmete kavuşturup Hak Teâlâ'nın fazlım beklerse buna da ümîd denilir. Bunun alâmeti, elverişli, güzel zaman­larda mümkün olan şeyleri esirgememektir. Zira ekileni timar etmemek, ona bakmamak ümitsizlikten ileri gelir. Ümit etmekten gelmez.Ama imân tohumu çürümüş olsa, yakım (kesin bilgisi) doğru değilse veya doğru bile olsa, kötü huy ve ahlâktan temizlemese, iba­det ile suyunu vermese, ondan rahmet beklemek ahmaklık olur. Nitekim Resul (S.A.V.) şö'yle buyurmuştur: Ahmak, o kişidir ki, nefsinin dilediği işi yapar ve rahmet temen­nisinde bulunur. Hak Teâlâ da şöyle buyurmuştur: "Enbiyadan sonra kendilerine ilim erişen kimseler dünya işiyle uğraştırlar, "Hak Teâlâ'nın rahmetini bekliyoruz!" de­diler ve bunlar zemmedildi." (Araf Sûresi: 169). Eğer, bir şeyin sebepleri kulun seçme­si ve isteyip dilemesiyle İlgiliyse ve de bunlar tamam olursa bu bekleyişe recâ yâni um­ma denir. Eğer dileme sebepleri yarım yamalak ve viransa, bir de tamamlanmazsa bekle­yiş garûr yâni aldatıcı hâl ve ahmaklık olur. Eğer o sebepler yarım yamalak değilse ve de olgunlaşmış, mâmur bir hâl almamışsa ona da intizar (bekleyiş) denir. Resul (S.A.V.) şöyle buyurmuştur: "Din işleri temenni ile olmaz!" Bir kimse, tevbe kılsa, o tevbenin kabul edilmesine ümid bağlamak gerektir. Bir kişi tevbe etse, ama işlediği günahtan ötü­rü tasalı ve acılı olsa: Hak Teâlâ benim tevbemi kabul etse! diye yakarıp beklese, işte bu­na recâ (ümid) denilir. Çünkü onun üzülmesi tevbesinin sebebi olur. Eğer Üzümü duymayıp tevbeyi beklerse o da Garur olur. Ve eğer tevbesiz olarak Allahü Teâlâ'nın gufra­nını, mağrifetini beklerse o da Garur olur ki, ahmaklar, aptallar, ebleh kişiler ona ümid diye ad lakmışlarsa da değildir. Nitekim Allahü Teâlâ şöyle buyurmuştur: "İmân getirip kendi dilek ve arzularını, şehirlerini ve hanümanlarını bırakıp gurbeti seçenler . kâfirlerle Allah yolunda cihat (gaza) edenler, bizim rahmetimizi uman kişilerdir. Onlar benim rahmetimi umsalar yeridir." (Bakara Sûresi: 18).

UMMANIN (RECÂNIN) İLÂCI

YEİS

ŞİİR…












































































































































































0 yorum:

Yorum Gönder

 
 
 

Kim Nerede?

page rank domain dindersi.biz

Sayfa Görünümü

Takipçilerimiz

Religion Blogs - Blog RankingsTopOfBlogs

Gazete Oku

Arşiv

 
Sinavvar.net@Tüm Hakları Saklıdır@Hak İhlali Bildirimi İçin İletişim Bölümünden İrtibata Geçiniz