ÇOBANIN RÜYASI

29 Mayıs 2010 Cumartesi


Bir zamanlar, çocukluklanndan beri arkadaş olan iki yaşlı çoban yeşil çimenlerle ve yoncalarla kaph dağlarda koyun sürülerini otlatıyorlardı.
Öğle yemeklerini yedikten sonra, çobanlardan birisi bir ağaca yasLandı. Şapkasını gözlerinin üstüne indiren çoban hemen uykuya daldı. Diğer çoban ise halinden memnun biçimde oturuyor ve bir taraftan torunlannı, köydeki evini vs. düşünüyor, bir taraftan da koyunlan gözlüyordu.
Bir ara gözü uyumakta olan arkadaşına ilişti. Arkadaşı uyurken kocaman açtığı ağzından bembeyaz bir kelebek çıktığını gördü. Nazenin hayvan uykudaki çobanın çenesinde yürüdü, önce göğsüne zıpladı, oradan da seke seke göbeğine indi, sonra dizlerine geçti ve en sonunda kanatlanıp çimenlere kondu.
Kanatlannı pir pir çırpıp otlann arasından aynldığı küçücük bir patikadan derenin kenanna kadar geldi. Derenin bir yakasından diğer yakasına doğru dizilmiş gibi duran yedi taş vardı. Kelebek taştan taşa zıplayarak derenin diğer tarafına geçti.
Çoban meraklanmış, çevik hareketlerle kelebeği takibe başlamıştı. Ötelerde salınan sazlığın içinden uçan kelebeği izlediğinde, kelebeğin büyük bir kayanın altına girdiğini, orada biraz kaldıktan sonra çıkıp tekrar dereye doğru uçtuğunu gördü.
Kelebek yine sazlıklardan geçip dereye ulaştı, taşlardan zıplayarak derenin bu tarafına geçti. Otlann arasındaki aynı dar patikada ilerledi, uyuyan çobanın ayaklanna zıpladı, karnına çıktı, sonra yine ağzına girdi.
Tam o sırada çoban uyandı. Dinlenmiş ve mutlu bir hareketle gerindi, arkadaşına doğru baktı ve sordu:
“Hayrola? Ben uyurken bir şeyler mi oldu? Beni niye uyandırmadın?”
“Az önce gördüklerimi asla tahmin edemezsin.”
“Harika bir şey gördüğünü sanıyorsun, ama asıl şunu dinle. Öyle harika bir rüya gördüm ki, inanamazsın.”
Kalktı, ağaca yaslandı ve rüyasını anlatmaya başladı:
“Geniş mi geniş bir vadide yürüyordum. Vadinin iki kenannda da harika çalılıklar vardı. Sonra uçsuz bucaksız bir okyanusun kenanna geldim. Dev gibi zıpladım ve bir adaya atladım, oradan başka bir adaya, sonra başka bir adaya.
Tam yedi adayı böyle zıplayarak geçtim. Sonunda başka bir kıtaya geldim. Haftalar boyu, kendime balta girmemiş ormanlar içinde yol açtım ve sonunda bir ovaya çıktım. Ova-nın diğer ucunda dev bir dağ vardı. Dağın eteğindeki mağaradan girdiğimde içinde paha biçilmez elmaslann, yakutlann bulunduğu bir hazine buldum.
“ Sonra, birden içimde geri dönmem gerektiği duygusu uyandı ve orayı terkedip aynı şekilde geri döndüm. Uyandım, ve karşımda seni gördüm.”
“Benimle gel” dedi heyecanı arkadaşı. “Sana rüyanın gerçeğini anlatayım. Sen uyurken ağzından bembeyaz bir kelebek çıktı ve küçük bir yolculuğa çıktı. Öyle şaşırmıştım ki, ben de onun ardından gittim.”
Yaşlı çoban eğildi ve eliyle gösterdi:
“Şurada, otlann arasındaki küçücük yolu görüyor musun? İşte o senin vadin.
Ayağa kalktı ve arkadaşım beraberinde sürükledi ve anlatmaya devam etti:
“ Şu küçük dereye bak, bu senin rüyandaki okyanus. Şu yedi taş da adalann. Şimdi derenin öteki tarafına geçelim.”
İki arkadaş derenin öte tarafında yürüyüşlerine devam ettiler ve kelebeği izleyen çoban devam etti:
“Şu sazlık da rüyandaki orman. Ve şu küçük meydan da ova. Şu kaya da rüyada gördüğün büyük dağ.
“Geriye hazine kaldı. Sanınm, kayayı kaldınp toprağı kazarsak, onu da bulacağız.”
Gerçekten de, kayayı kaldınp altını kazdıklannda, onlan ömürlerinin sonuna kadar geçindirecek kadar büyük bir hazine buldular...




0 yorum:

Yorum Gönder

 
 
 

Kim Nerede?

page rank domain dindersi.biz

Sayfa Görünümü

Takipçilerimiz

Religion Blogs - Blog RankingsTopOfBlogs

Gazete Oku

Arşiv

 
Sinavvar.net@Tüm Hakları Saklıdır@Hak İhlali Bildirimi İçin İletişim Bölümünden İrtibata Geçiniz