Hayat mucizesi

29 Mayıs 2010 Cumartesi


Hayat mucizesi
Bir zamanlar, yüksek bir dağın üstündeki ormanın derinliklerinde iki rahip yaşıyordu. Yaşlı rahip, günün hemen tamamını Yaratıcı’nın kudretini ve rahmetini tefekkür ederek geçiriyordu. Genç rahip de onun öğretmenliğiyle, manevi hayatında yükselmeye çalışıyordu.
Derin tefekkürlerinden birini yaşarken, rüya ile uyanıklık arasında, yaşlı rahibin içinde çok kuvvetli bir duygu doğdu.
Genç rahibin bir hafta içinde öleceğini bildiriyordu bu duygu!
Kendilerini kudretiyle ve rahmetiyle yaşatan Birisi vardı ve ölüm bu dünyadan sonsuz bir hayata geçişin kapısıydı,
bunlan biliyordu. Ama yine de, genç öğrencisinin çok kısa bir zaman sonra ölecek olmasına derinden derine üzüldü.
Genci yanına çağırdı ve şöyle dedi:
“Oğlum, sana bir hafta izin vereceğim. Bu zaman zarfında evine git ve anne-babanı gör, onlarla hasret gider...”
“Gerçekten mi? Çok teşekkür ederim, hocam” dedi sevinçle genç rahip. Hem annesini, hem de babasını çok özlemişti.
“Yalnız unutma, bir hafta içinde burada olmalısın.”
“Peki hocam, Allah’a emanet olun. Şimdi izninizle yola çıkayım.”
Genç rahip mutluluk içinde ormanın içinden yola koyuldu. Aynlırken, yaşlı rahibin gözlerindeki derin hüznün farkına bile varmamıştı.
Uzun bir yürüyüşün ardından susayan genç, bir derenin kenannda durdu. Eğuip su içerken, derenin yanıbaşında bir kannca yuvası dikkatini çekti. Yüzlerce minik canlı bu deliğe girip çıkıyordu. Genç rahip bir süre dikkatle onlan seyretti. Her bir kannca, hiç durmadan hareket ederek kendilerine verilen hayatı bilinçli gözlere gösteriyorlardı. Şu hayat ne harika bir mucizeydi. Hayatı Yaratan, o kadar çok canlı yaratıyordu ki, hayatın ne kadar değerli ve önemli olduğunu göstermek istiyordu.
Bu düşüncelerle karıncalan uzun süre seyretti. Sonra, tam oradan aynlmak üzere ayağa kalkmıştı ki, derenin sulannın giderek yükselmekte olduğunu fark etti. Günlerdir yağan yağmur sulan dereye kanşarak, onun düzeyini yükseltiyordu.
“Zavallı kanncalann yuvası bir saat içinde sular içinde kalacak!” diye bağırdı kendi kendine.
Bir şeyler yapmalıydı; yoksa yüzlerce, binlerce hayat mucizesi dünya yüzünden silinip gidecekti.
Hemen cübbesini çıkardı ve içine toprak doldurarak kannca deliğinin önüne bir set gibi koydu. Sonra günlerce uğraşarak derenin yatağını başka bir yöne çevirdi. 0 süre içinde dere suyu ve ormandaki ağaçlann meyveleri ile beslendi.
İşini tamamladığında, hocasına söz verdiği yedi günün bitiverdiğini fark etti. Anne-babasını çok özlemişti, ama sözünü tutmak zorundaydı. Geriye, hocasının yanına döndü.
Yaşlı rahip ormanda üzüntüyle gezinirken, birden karşısında çok sevdiği öğrencisini gördü. Ölmemişti, aksine hayat doluydu. Sevinç içinde hocasına koştu ve onu saygıyla kucakladı.
Yaşlı rahip hem şaşkınlık, hem de sevinç içindeydi. Ögrencisine, bir hafta boyunca neler yaptığını sordu. Annesi, babası nasıldı? Aslında istediği, öğrencisinin hayatta kalmasına neden olan şeyi anlamaktı.
Genç rahip, olan biteni anlattı. Belki annesini, babasını görememişti, ama binlerce kanncanın hayatını kurtarmıştı. Ve pişman değildi...
Hocası, bir şeyler anlamıştı. Ama gece dua ve şükür ederken, tam açıklama bildirildi ona:
“O genç, Ben’im hayat verdiğim binlerce varlığı kurtardı; Ben de onun hayatını uzatarak onu ödüllendirdim.”




0 yorum:

Yorum Gönder

 
 
 

Kim Nerede?

page rank domain dindersi.biz

Sayfa Görünümü

Takipçilerimiz

Religion Blogs - Blog RankingsTopOfBlogs

Gazete Oku

Arşiv

 
Sinavvar.net@Tüm Hakları Saklıdır@Hak İhlali Bildirimi İçin İletişim Bölümünden İrtibata Geçiniz