Bu Yaşta Bu Zeka!

8 Haziran 2010 Salı


Bir zamanlar uzak ülkelerden birisinde küçük bir okul vardı ve burada çocuklar yaşlı bir öğretmenden ahl~k, dilbilgisi, matematik vs. gibi dersleri öğreniyorlardı. Ancak, öğretmen öylesine sert ve disiplinliydi ki, öğrencilerin hepsinin ondan ödü kopuyordu. Hele de yaramazlık yapmışlarsa...
Öğrenciler ders çalışırken, öğretmen bir yandan onlan gözetler, bir yandan da bir şeyler atıştırırdı. Etüd salonundaki dolabından küçük bir sepet çıkarır ve büyük bir iştahla sepetten aldığı şeyleri atıştınrdı. Bu arada çocuklan sık sık büyük bir ciddiyetle uyanrdı:
“Bu büyüklerin yiyebileceği bir şey. Çocuklar yerlerse zehirlenip ölebilirler.”
Çocuklar bu sözlerle daha da meraklanırlar, ama öğretmenlerihin ne yediğini bir türlü keşfedemezlerdi.
Derken, bir gün öğretmenin bir işi çıktı ve şehre gitti. Giderken de çocuklara sıkı sıkı tembihledi: “Ben yokken dersinizi güzelce çalışın ve sakın yaramazlık yapmayın.”
Karşı konulmaz merak duygusuna kapılan birkaç yaşı büyük öğrenci, öğretmenin dolabına bakıp, zehirli olduğu iddia edilen o gizli yiyeceğin ne olduğunu anlamaya karar verdi. Dolabı açtıklarında, hasır sepetin içinde kurutulmuş hurmalar olduğunu gördüler. Öğretmenin, sadece büyüklere mahsus olan bu yiyecekleri ilaç olarak kullandığını düşündüler. Sonra ilk defa gördükleri bu şeyi tatmaya karar verdiler.
Sım keşfeden ve böyle lezzetli yiyecekleri bulan çocuklar bunlann kime ait olduğunu hepten unutup meyvelerin ağız suyu akıtan cazibesine mağlup oldular. Önce dolaptan sepeti çıkardılar, sonra cesaretli olanları birer ikişer tane hurmayı şapur şupur yemeye başladı. Çok geçmeden bütün öğrenciler harekete geçti ve bir anda sepette bir tane bile hurma kalmadı.
Ziyafet sona erince, çocuklann aklı başına geldi ve ne yaptıklannı fark ettiler. Içlçrini büyük bir kaygı kapladı:
“Döndügünde öğretmenimize ne diyeceğiz?” diye kara kara düşündüler.
Bari fazla sert olmayan bir ceza alalım diye, hocalannın kabul edebileceği bir takım mazeretler bulmak için beyinlerini zorladılar. Çocuklardan genelde sessiz olan birisi bir fikir attı ortaya. Öğretmenin içine mürekkep koyduğu çok değerli
taş hokkayı masadan alıp yere attı. İkiye bölünen hokkanın içindeki siyah mürekkebi öğretmenin sandalyesinin her tarafina döktü. Sonra da öğretmenin masasını tepetaklak edip herkese yere yatmalannı ve her taraflannı battaniyeyle örtmelerini söyledi.
İkindi vakti öğretmen şehirden döndü. Etüd salonunun kapısını açıp da odadaki darmadağınıklığı görünce ne diyeceğini şaşırdı. Her tarafa saçılmış mürekkep, tersine dönmüş masa, örtülere bürünmüş ve sersem sersem bakan öğrenciler. Manzaradan hayrete düşen öğretmen bağırdı:
‘Neler oluyor burada? Ne oldu anlatın hemen!”
Kurnaz öğrenci yavaşça ayağa kalktı ve yüzünde korkunç bir acıyla şöyle dedi:
‘Hocam, teneffüste oyun oynarken kazayla masanızı devirdik, hokkanızı kırdık. Ne yapacağımızı bilemedik. Sonunda hepimiz bu affedilmez yaramazlığımız için ölmeye karar verdik. Ve sepeti çıkanp içindekilerden yedik. Şimdi zehirin etkisini göstermesini bekliyoruz. Çok, çok üzgünüz hocam.’
Derin ve uzun bir nefes alan hoca tek kelime etmeden dışan çıktı ve: “Hımmm” dedi kendi kendisine. “Bizim çocuklar büyüyorlar galiba!”




0 yorum:

Yorum Gönder

 
 
 

Kim Nerede?

page rank domain dindersi.biz

Sayfa Görünümü

Takipçilerimiz

Religion Blogs - Blog RankingsTopOfBlogs

Gazete Oku

Arşiv

 
Sinavvar.net@Tüm Hakları Saklıdır@Hak İhlali Bildirimi İçin İletişim Bölümünden İrtibata Geçiniz