Konuşmak ve yaşamak

7 Haziran 2010 Pazartesi


Bilirsiniz insanlar bir araya gelip örgütlenmeyi pek sever. İşte, uzak ülkelerden birisinde bazı kişiler bir örgüt kurup adını Balıkçılar Cemiyeti koydular. Yaşadıkları ülke üç bir tarafindan denizlerle çevriliydi ve balıklarla dolu dereler ve göller bulunuyordu. Balıkçılar Cemiyetinin üyeleri balık tutmayı, bu işin heyecanını tartışmak üzere düzenli olarak bir araya gelirlerdi. Balık avlama konusunda heyecanla dolup taşarlardı.
Düzenli yaptıklan toplantılardan birisinde, bir üye konuşmasında:
“Arkadaşlar sizce balık avlama felsefesini oluşturma zamanımız gelmedi mi?” diye sorunca, diğerleri ona hak verdiler. Ve günlerce konuşup balık avlama stratejilcri ve taktikleri geliştirdiler. Daha sonra, bu konuda aslında ne kadar geri kaldıklarını fark ettiler.
Başka bir toplantıda, diğer bir üye şöyle dedi:
“Konuya hep balıkçılar açısından bakıyoruz. Peki ama balıklar dünyayı nasıl algılar, onlann gözünde balıkçılar nasıl görünür, balıklar ne yer ne içer?”
Arkadaşlan bu fikri de hararetle destekledi. Öyle ya, bütün bunlann bilinmesi gerekiyordu. Böylece araştırmalara başladılar, balıkçılık hususunda konferanslara katıldılar. Bazıları farklı alışkanlıklara sahip farklı balık türlerini araştırmak için uzak ülkelere gittiler. Bazılan balıkçılık bilimi üzerine doktora yaptı.
Her şey iyiydi güzeldi de, bir şey eksikti: Bu zaman zarfinda kimse balık tutmaya gitmemişti!
Bir komite oluşturuldu ve çeşitli av bölgelerine balıkçılar gönderilmesine karar verildi. Balık tutmaya elverişli yerlerin sayısı balıkçıların sayısından fazla olduğu için, komitenin öncelikler sıralaması gerekti.
Cemiyetin bütün koridorlarındaki panolara balık tutma mahallerine dair bir öncelik listesi asıldı. Ne var ki, hiç kimsenin balığa çıktığı yoktu. Bu durumun nedenini bulmak için yeni araştırmalar ve anketler yürütüldü. Çoğunluk anketi cevaplamadı. Cevaplayanlann bir kısmının kendisini balık tutmaya davete adadığı, bir kısmının balıkçılık teçhizat’ tedarikiyle meşgul olduğu, bazılarının da gezip balıkçılan teşvik ettiği anlaşıldı. Toplantılar, seminerler, konferanslar derken balık tutmaya vakitleri kalmıyordu.
Bu arada Balıkçılar Cemiyetine yeni bir üye katıldı. Cemiyetin hararetli bir toplantısından sonra, bu genç üye balığa çıktı. Birkaç şey denedi, usulünü buldu ve bir sürü balık yakaladı. Bir sonraki toplantıda başından geçenleri anlatınca, yakaladığı balıklar nedeniyle kendisine saygı gösterildi ve bundan sonraki bütün genel kurullarda nasıl balık yakaladığını anlatması kararlaştınldı. Genç, o kadar çok konferansa davet edildi, o kadar çok konuşma yapmak zorunda kaldı ki, sonunda onun da balığa çıkacak vakti kalmadı.
Ama kısa süre sonra, içindeki huzursuzluğu ve boşluğu hissetmeye başladı. Çünkü balık tutmanın zevkini ve mutluluğunu tatmıştı bir kere. Balık oltasını elinde tutmayı o kadar özlüyordu ki!
Bir gün bir konuşmasını yanda kesip kuruldan istifa etti ve bir arkadaşına ‘Haydi balığa çıkalım” dedi.
Ve balığa çıktılar. Sadece ikisi! Ve bir sürü balık yakaladılar.
Bu arada, Balıkçılar Cemiyetinin üyeleri gittikçe artıyor, balıklann sayısı da öyle... Ama balık tutanlann sayısı hala çok az.




0 yorum:

Yorum Gönder

 
 
 

Kim Nerede?

page rank domain dindersi.biz

Sayfa Görünümü

Takipçilerimiz

Religion Blogs - Blog RankingsTopOfBlogs

Gazete Oku

Arşiv

 
Sinavvar.net@Tüm Hakları Saklıdır@Hak İhlali Bildirimi İçin İletişim Bölümünden İrtibata Geçiniz