21 Mart 2011 Pazartesi

İslamın bilgiye verdiği önemle ilgili ayet hadis sözler


islamın bilgiye verdiği önemle ilgili ayet hadis sözler,islamin , ilme , verdigi , önem , islamin ilme verdigi önem , islamin ilme verdigi onem , hadis ve ayetlerle dinin ilme verdigi onem , islamin ilme verdigi deger , islamin paylasma verdigi önem , islamin paylasima verdigi önem , islamin bilime verdigi önem vi , hzmuhammed ilimle verdigi onem , islamin ilme ve bilime verdigi önem , önem verdigi bütü konular , islam ilme verdigi önem , din ve ilim verdigi onem , islamin paylasima verdigi nem , islamin ilme ve bilme verdigi önemi hadislerle , islamin dine verdigi nem , islamin ilme ve bilime verdigi önem , din ve ilim verdigi onem , islamin paylasima verdigi nem , islamin ilme ve bilme verdigi önemi hadislerle , islamin dine verdigi nem ,
Terakkinin kaynağı ilimdir. İnsanlar için kaçınılması gereken en büyük düşman cehalettir. Çünkü bütün terakki ve tekamüllerin engeli, bütün tedennilerin kaynağı cehalettir. Kur’an, yüzlerce ayet-i kerimesinde insanları dinî ve dünyevî ilimleri öğrenmeye teşvik eder. Bunlardan ikisini takdim edelim:
“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer Sûresi,9)
“Eğer bilmîyorsanız, zikir (ilim) ehline sorun” (Nahl Sûresi , 43)

Peygamberimizin ilme teşvik eden pek çok hadis-i şerifleri vardır. Bunlardan birkaçı şöyledir:
“Beşikten mezara kadar ilim tahsil ediniz.”
“Her şeyin bir yolu var. Cennetin yolu ilimdir.”
“İlim Çin’de bile olsa, gidiniz, alınız, tahsil ediniz.”(Beyhaki, Şuabu’l-İman, Beyrut, II. 254 )
“Hikmet müminin yitik malıdır. Nerede bulsa alır.” (Tirmizi, İlim 19)
“Kadın ve erkek her Müslüman’a ilim öğrenmek farzdır.” (İbn Mace, Mukaddime, 17)

Bilindiği gibi, Peygamber Efendimiz, Medine-i Münevvere’ye teşriflerinde ilk iş olarak mescit ile birlikte medresesini tesis etti. O medresede okuyan o günün talebelerine “ehl-i suffa” deniliyordu. Bunlar bütün hayatlarını ilim ve irfana vakfetmişlerdi. Günümüze kadar gelen bütün İslâm mektep ve medreselerinin temeli bu Suffa Medresesidir.

Eğer din gelişmeye engel olsaydı, asr-ı saadetteki gözler kamaştıran o terakki, Avrupa’nın üstadı olan Endülüs’teki o tekamül, dünyayı hayrette bırakan Selçuklu ve Osmanlı medeniyetleri vücuda gelebilir miydi! İslâm aleminde İmam Gazali, İbn-i Sina, Farabî, İmam Rabbani, Mevlâna Celaleddin Rumî gibi binlerce ulema ve hükema yetişebilir miydi!
İslâm’ın ilme karşı olmasının düşünülemeyeceğini Bediüzzaman Hazretleri şöyle dile getiriyor:

“Köle efendisine ve hizmetkâr reisine ve veled pederine nasıl düşman ve muarız olabilir? Halbuki İslâmiyet, fünunun seyyidi ve mürşidi ve ulûm-u hakikiyenin reis ve pederidir.” ( Muhakemat, 10)

Günümüz Müslümanlarının, bilim ve teknoloji sahasında istenilen seviyeye gelmedikleri bir gerçektir. Fakat bu geri kalmışlığın sebeplerini, İslâmiyet’e mâl etmek ve onda aramak gerçeği kesinlikle aksettirmez.

Bazı çevreler, fennin her keşfini, dine karşı kazanılmış bir zafer gibi ilan ediyorlar. Bu, fenni inkar eden bir batıl din için doğru olabilir. Ama, bir Müslüman bu tür gelişmeleri, “Allah’ın kudret kitabı olan şu kainattan bir sırrın daha çözülmesi” şeklinde değerlendirir. Yeni keşifleri duydukça, Allah’ın ilmine ve hikmetine karşı hayranlığı ve hayreti daha da artar.

Konunun çok önemli bir yanı da şudur: Hakk kitaplarının en sonuncusu ve en mükemmeli olan Kur’an-ı Kerim’de insanları fen bilimlerinden yasaklayan bir tek hüküm mevcut değildir. O halde bazı kimselerin İslâm’ın bilim ve tekniğe karşı olduğunu iddia etmeleri tamamen dayanaksız ve kasıtlıdır.

Müslümanların İslâm ruhundan uzaklaştıkları, daha doğrusu, planlı bir şekilde uzaklaştırdıkları son bir asırlık dönemi esas alıp, on dört asrın bütün terakki ve tekamüllerini görmezlikten gelmek insaf ölçülerine sığmaz. 

20 Mart 2011 Pazar

Sorularla peygamberimizin hayatı


SİYER
DÎNİ BİLGİLER
SİYER
SORU VE CEVAP KİTAPCIĞI
SORULAR -1-
DİNİ BİLGİLER
HAZIRLAYANLAR
Osman KARA (eğitimci)
Sevim KARA (eğitimci)
SORULAR -2-
1- İslamiyetten önce Arapların ve Arabistan'ın durumu nasıldı?
?
1- İslamiyetten önce Araplar koyu bir cehalet içindeydiler. İnsan haklarına saygı yoktu. Güçlü olanlar zayıfları eziyordu. Haklarının bir çoğundan mahrum olan kadın, sanki bir eşya gibi alınıp satilıyordu. Kız çocukları diri diri toprağa gömülüyordu. Tek Allah inancı unutulmuş, insanlar kendi elleriyle yaptıkları putlara tapıyorlardı. İçki, Kumar, Faiz ve her
türlü ahlaksızlık toplumu sarmiş insaf ve merhamet duyguları silinmişti.
SORULAR -3-
1- Hz. Peygamber'in baba tarafından soyu?
2- Hz. Peygamberin anne tarafından soyu?
?
1- Hz. Peygamberin baba tarafından soyu Kureyş kabilesinin Haşimogulları sulalesindendir.
2- Hz. Peygamberin anne tarafından soyu: Kureyş Kabilesinin Zühre oğulları sülalesindendir.
SORULAR -4-
1- Hz. Peygamberin dedesinin adı nedir?
2- Hz. Peygamberin babasının adı nedir?
3- Hz. Peygamberin annesinin adı nedir?
4- Hz. Peygamber nerede dünyaya geldi?
?
1- Dedesinin adı Abdülmüttalip
2- Babasının adı Abdullah
3-Annesinin adı Vehb'in kızı Amine'dir.
4- Mekke'de
SORULAR -5-
1- Hz. Peygamber kaç yılında doğdu?
2- Muhammed adını kendisine kim koydu?
3- Hz. Peygamberin doğduğu gece meydana gelen olağanüstü olaylar nelerdir?
?
1- Rebiülevvel ayının 12. gecesi miladi 571 tarihinde doğdu.
2- Dedesi koydu.
3- Granada Hükümdar sarayının ondört
sütunu yıkıldı. Sova gölü kurudu. Binylıdan beri yanan mecusilerin tapındıkları ateş söndü.
SORULAR -6-
1- Mekke'de doğan çocuklar niçin süt anneye verilirdi?
2- Peygamberimizin süt annesi kimdir?
3- Peygamberimizin süt kızkardeşi kimdir?
?
1-Mekkenin havası ağir ve sıcak olduğundan çocuklara iyi gelmezdi.
2- Süt annesi Halime'dir.
3- Süt kızkardeşinin adı Şeyma'dır.
SORULAR -7-
1- Peygamberimizin babası ne zaman
nerede vefat etmiştir ?
2- Peygamberimizin annesi nerede
ne zaman vefat etmiştir?
?
1- Peygamberimiz doğmadan iki ay önce babası Medine'de rahatsızlanarak vefat etmişti.
2- Peygamberimiz altı yaşında iken annesiyle birlikte babasının kabrini ziyaret etmek için Medine'ye gitti.
 Orada bir ay kaldılar. Mekke'ye dönerlerken Ebva denilen köyde aniden rahatsızlanarak vefat etti.
SORULAR -8-
1- Annesinin vefatında Peygamberimizi Medine'ye getirip dedesine teslim
 eden kimdir?
2- Peygmberimiz dedesinin himayesinde kaç yıl kalmistir?
3- Dedesi vefat edince peygamberimizi himayesine alan kimdir?
?
1- Hizmetçileri Ümmü Eymen.
2- 2 yıl. Yani 8 yaşına kadar.
3 Dedesinin vefatından sonra Resulullah'ı himayesine alan amcası Ebu Talip'tir.
SORULAR -9-
1- Peygamberimiz amcası ile birlikte ticaret amacıyla Şam'a giderken Busra kasabasında mola verdiklerinde bir papaz Ebu Talib'e peygamberimize çocuğu geri götürmesini söyler. Bu papazın adı nedir?
2- Niçin peygamberimizin geri götürülmesini istedi?
?
1- Bahira
2- Çünkü Peygamberimizin son peygamber oldugunu anladı. Bu haberi
 İncil'de okumuştu. Yahudilerin çocuğa bir zarar verebileceklerinden korktuğu için Mekke'ye geri götürülmesini istedi.
SORULAR -10-
1- Arap kabileleri birgün Kâbe'yi tamir ederken bir taşı yerine koymakta anlaşmazlığa düştüler. Neredeyse kavgaya tutuşacaklardı.
   Sonunda doğruluğuna güvendikleri Peygmberimizi hakem yapmaya ve onun vereceği hükme razı olmaya karar verdier. Peygamberimiz bu taşı hırkasının üzerine koyarak, her kabileden bir kişiye hırkanın ucundan tutturarak taşı elleriyle yerine koydu ve bu anlaşmazlığı giderdi. Bu hangi taştı?
?
t- Siyah taş anlamına gelen Hacerü'l
Esved 'd i r .
SORULAR -11-
1-Peygamberimiz peygamberlikten öncede son derece doğru va güvenilir bir kişiliğe sahipti. Halk bu yüzden ona ne lakap vermişlerdi?
2- Peygamberimiz Yemen'e kaç yaşında gitmiştir?
?
1 - "Muhammedü'l-Emin" (Güvenilir Muhammed)
2- Yemen'e 17 yaşlarında amcası Zübeyr ile gitmiştir.
SORULAR -12-
1- Hz. Peygamber Hz. Hatice ile kaç yaşlarında evlendi?
2- Peygmberimiz'in kaç çocuğu dünyaya geldi?
3-Peygmberimizin soyunu devam ettiren hangi çocuğudur?
?
1- Peygamberimiz 25, Hatice 40 yaşında idi.
2- Üçü erkek, dördü kız yedi çocuk:
Kasım,  Zeynep, Ümmü Gülsüm, Abdullah, Rukiye, İbrahim, Fatıma.
3- Peygamberimizin soyunu devam ettiren
Hz. Fatıma'dır. Peygamberimizin vefatından sonra yaşayan tek evladıdır.
SORULAR -13-
1- İlk vahiy nerede gelmiştir?
2- İlk vahiy ne zaman gelmiştir ve Peygamberimiz kaç yaşındaydı ?
3- Vahiy karşısında peygamberimiz ne yapmıştır?
?
1- Hıra mağarasında
2- Miladi 610 tarihinde. Peygamberimiz kırk yaşındaydı.
3- Korkarak evine dönüp olanları hanımı Hz. Hatice'ye anlattı. Hz.Hatice onu teselli etti, amcası Varaka'nın yanına götürduü. Varaka onun son peygamber olduğunu
müjdeledi.
SORULAR -14-
1- İlk müslümanlar kimlerdir?
2» Fetret devri ne demektir?
?
1- Hz. Hatice, Hz. Ali,
Hz. Ebu Bekir, Hz. Zeyd.
2- İlk vahiy geldikten sonra bir müddet
 kesildi. Cebrail görünmez oldu. Sonra müddessir Suresinin ilk ayetleri nazil oldu. işte geçici bir müddet vahyin kesildiği döneme "Fetret  Devri" denir.
SORULAR -15-
1- Habeşistan'a yapılan birinci Hicret ne zaman oldu ? Kafile kaç kişiydi?
2- Habeşistan'a yapılan ikinci hicrette kafile kaç kişiydi? Kafilenin başkanı kimdi ?
3- Habeşistan kralı kimdi, müslümanlara nasıl davrandı ?
?
1- Bi'setin (Peygamberliğin) 5. yılında.
Onbir erkek, dört kadın vardı.
2- Hicretin 6. yılında. Kafile 80 kişiydi.
Başkan Cafer-i Tayyar'dı.
3- Kral Necaşî idi. Müslümanlara çok
iyi davrandı.
SORULAR -16-
1- Müslümanlar Habeşistan'a niçin hicret ettiler?
2-İslama açık davet nasıl başladı?
3- Müşriklerce işkence yapılarak ilk şehit edilenler kimlerdir?
?
1- Müşriklerin eziyetleri hergeçen gün
artıyordu. Müslümanlar ibadetlerini serbestçe yapamıyorlardı. Bu yüzden Habeşistan emin bir yerdi. Ve oraya göç ettiler.
2- Hz. Ömer'in müslüman olmasıyla.
3- Ammar b. Yasir'in annesi Sümeyye
ve babası Yasir.
SORULAR -17-
1- Peygamberimize en çok düşmanlık
yapanlar kimlerdi?
2- Peygamberimizi himaye eden kimdi?
?
1- Ebu Lehep, Peygamberimizin amcası Ebu Cehil, As. b. Vâil, Velib b. Muğire, Utbe b. Rebia, Ümeyye b. Halef.
2- Amcası Ebu Talib.
SORULAR -18-
1- Hz. Hamza ile Hz. Ömer'in müslüman olması müşrikleri iyice korkuttu. Bunun üzerine toplanıp müslümanlara karşı boykot kararı aldılar:
"Bundan sonra müslümanlarla ve onları koruyan Haşimoğulları ile her türlü ilişkiyi kesecekler. Onlarla hiç kimse görüşmeyecek, alışveris, etmeyecek, kız alıp veremeyecektir." Bu anlaşmayı yazıp Kabe'nin duvarına asan kimdir?
2- Boykot kaç yıl devam etti?
?
 1- Mansur b. İkrime.
 2- Üç yıl (617-620)
SORULAR -19-
1- Kabeye asılan bu metinin ve Mansur b.
 İkrime'nin sonu ne oldu?
2- Hüzün yılı ne demektir?
?
1- Güve Kabe'ye asılan anlaşma metnini yiyerek "Allah" adından başka diğer yazılarını yok etmişti. Mansur'un da anlaşmayı yazdığı eli kurumuş ve çolak kalmiştı.
2- Boykotun kalkmasının ardından
müslümanlar rahat nefes adılar. Fakat çok geçmeden Ebu Talib ve Hz. Hatice vefat ettiler. Bu iki değerli varlığı kaybetmekten dolayı Peygamberimiz çok üzüldü. Bu
yüzden "Hüzün Yılı" denildi.
SORULAR -20-
1- Peygamberimiz Taife niçin gitti?
2- Taifliler Peygamberimizi nasıl karşıladılar ?
3- Taiflilerin tutumu karşısında Peygamberimiz ne yaptı?
?
1- Taiflileri İslam'a davet etmek için gitti.
2- Taifliler İslamı kabul etmedikleri gibi Peygamberimizi de taşladılar. Atılan taşlardan yaralanan Peygamberimiz kan içinde kaldı ve yürüyemiyecek hale geldi.
3- Peygamberimiz onlara hidayete erişmeleri için dua etti. ''Allah'ım onlar bilmiyorlar. Bilselerdi yapmazlardı." dedi.
SORULAR -21-
1- Birinci Akabe Biatında Medineliler hangi hususlarda peygamberimize biat ettiler? Kaç kişi idiler?
2- Birinci Akabe biatında bulunan Medine'li Müslümanların reisi kimdi?
?
1- Allah'a şirk koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, yalan ve iftiradan sakınmak, peygambere karşı gelmemek üzere biat edip söz verdiler. Sayıları ise 12 kişi idi.
2- Esad. b. Zürâre
SORULAR -22-
1- İkinci Akabe biatında medineliler kaç kişi idiler?
2- Medinelilere İslam'ı öğretmek için
peygamberimiz kimi gönderdi?
?
1- 75.kişi idiler. "Kadınlarını, kızlarını nasıl koruyorlarsa Peygamberimizi de öyle koruyacaklarına dair söz verdiler.
2- Mus'ab b. Umeyr'i gönderdi.
SORULAR -23-
1- Miraç ne demektir?
2- Miraç'da peygamberimize neler verilmiştir?
3- Miraç olayı karşısında Hz. Ebubekir ne yapmıştır?
?
1- Peygmberimizin geceleyin Mescid-i
Haram'dan Mescid-i Aksa'ya götürülmesi ve oradanda gökyüzüne çıkarılmasıdır.
2- a. Bakara suresinin son iki ayeti.
b. Beş vakit namaz
c. Allah'a şirk koşmayanların cennete gireceği müjdesi.
3- Hz. Ebubekir: "Bunu Muhamrned
söylüyorsa mutlaka doğrudur" diyerek olayı doğruladı.
SORULAR -24-
1-Hicret nedir. Kaç tarihinde olmuştur?
2-Peygamberimiz Mekke'de emanetleri
dağıtmak için kimi yerine bırakmıştır?
3-Peygamberimiz kimle beraber hicret etmiştir?
4-Mağarada gizlendiklerinde müşrikler onları neden bulamadı?
5-Peygamberimiz niçin hicret etti?
?
1- Peygamberimizin Mekke'den Medineye göç etmesidir. (622)
2- Hz. Ali
3- Hz. Ebubekir
4- Örümcek mağaranın girişine ağını örmüş, güvercin yuvasını yaparak yumurtlamıştı. Böylece müşrikler buraya kimsenin giremeyeceğini zannettiler.
5- Mekke'de İslâmı anlatacak insan
bulamadığı için.
SORULAR -25-
1- İlk cuma namazı nerede kılındı?
2- Peygamberimiz Medine'de kimde
misafir oldu?
3- Mescid-i Nebevî ne demektir?
4- Mescid nereye yapılmıştır
?
1- Medine'ye hicret ederken Kuba'da
kılınmıştır.
2- Ebu Eyyüb el-Ensarî'nin evinde misafir oldu.
3- Peygamberimiz Medineye gelince ilk iş olarak bir mescid yaptirdı. Mescid'in yanında da istirahat edecekleri odalar yaptırdı. Ve buranın adı Peygamber Mescidi anlamında "Mescid-i Nebevi" olarak kaldı.
4- Ebu Eyyüb el-Ensarî'nin evinin yanındaki boş arsa satın alınarak yapıldı .
SORULAR -26-
1- Muhacir kimdir?
2- Ensar kimdir?
3- Ashab-ı Suffa kimdir?
?
1- Mekke'den göç ederek Medine'ye
gelen müslümanlara "Muhacir" denir.
2- Medine'nin yerli halkına da, muhacirlere yardım ettiklerinden dolayı "Ensar" denildi.
3- Mescid-i Nebevî'nin bir tarafında üstü kapalı olarak yapılan yere "Suffa", burada barınanlara da "Ashab-ı Suffa" denir.
SORULAR -27-
1- Peygamberimiz'in katıldığı savaşlar hangileridir?
2- Bedir savaşının sebepleri nelerdir?
?
1- Bedir, Uhud, Hayber, Hendek Mekken'in fethi.
2- Müşrikler yapılacak bir savaşa hazırlık için büyük bir ticaret kervanını Şam'a gönderdiler. Peygamberimiz Kervan'ın hareketini önlemek amacıyla üçyüz kişilik bir kuvvetle yola çıktı. Bunu haber alan Müşrikler Kervan'ı kurtarmak bahanesiyle
1000 (Bin) kişilik bir orduyla Bedir'e geldiler.
SORULAR -28-
1- Bedir savasının sonuçları nelerdir?
2- Bedir savasında alınan esirlere ne yapılmıştır?
?
1- Müslümanlar büyük bir zafer kazandı. 70 müşrik öldürüldu. 14 müslüman şehit oldu. 70 müşrik de esir alındı.
2- Zengin esirler fidye karşılığında serbest bırakılmış, fakirler ise on Medineli müslümana okuma yazma öğretmek şartıyla serbest bırakılmıştı.
SORULAR -29-
1- Uhud savaşının sebebi nedir?
2- Müslümanların ve müşriklerin sayısı kaçtı?
3- Uhud savaşı kaç yılında oldu?
?
1- Müşrikler Bedir'de aldıkları ağır yenilginin intikamını almak istemeleri.
2- Müslümanlar 700, Müşrikler 3000
kişiydi.
3- 625 yılında oldu.
SORULAR -30-
1- Uhud savaşında müslümanlar galipken aniden mağlup duruma duşmelerinin sebebi neydi?
2- Uhud'da şehid edilen peygamberimizin hangi amcasıdır?
?
1- Peygamberimiz Ayneyn geçidine 50
kişilik okçu kuvveti yerleştirmişti. Onlara oradan kesinlikle ayrılmamalarını emretmişti. Müslümanların galip geldiğini gören okcuların çogu geçidi terk etti. Yalnızca sekiz kişi kaldı. Müşrikler bu geçide ani hücum yaparak ele geçirdiler ve sekiz kişiyi şehid ettiler. Dağılan ordu da böylece toparlandı.
2- Hz. Hamza
SORULAR -31-
1- Peygamberimizin amcasını kim şehit etmişti?
2- Uhud Savaşının sonucu nedir?
?
1- Kocası Bedir'de öldürülen Hind; Vahşi adlı köleye şehid ettirmişti.
2- Önce müslümanlar galip geldi. Sonra müşrikler toparlandı. Akşam olunca Peygamber (sav) ve ordusu dağa çekildi. Kesin bir netice alınamadı. müslümanlar 70 şehit verdiler. 22 müşrik öldürüldü.
SORULAR -32-
1- Hendek savaşının sebebi nedir?
2- Hendek savaşı adı niçin verildi?
?
1- Yahudiler peygamberimize yaptıkları suikast girişiminden sonra Medineden sürüldüler. Onlarda Mekkeli müşriklerle anlaşarak onları savasa teşvikettiler. Müşrikler, Ebu Sûfyan komutasında 10.000 kişilik bir kuvvetle Medine'ye hücum etti.
2- Müslümanlar şehri savunmak için
Medine'nin etrafını kazarak geniş çukurlar açtıkları için bu ad verilmiştir
SORULAR -33-
1- Hendek kazılma fikrini kim ortaya attı?
2- Hendek savaşının sonuçları nedir?
?
1- Selman-i Farisi (r.a.)
2- Müşrikler şehrin hendekle çevrildiğini görünce şaşırdılar. Uzaktan ok atmakla bir netice elde edemediler. Mevsim kış olduğundan hava soguk ve yağmurluydu.
Çıkan firtına karşısında dayanamayan müşrikler Mekke'ye dönmek zorunda kaldılar.
SORULAR -34-
1- a) Müslümanlar bu yıl Kabeyi ziyaret etmeden medine'ye geri dönecekler.
b.) Gelecek yıl Mekke'ye gelecekler ve üçgünden fazla kalmayacaklar.
c) Mekke'ye silahsız girecekler. Bu maddeleri taşıyan anlaşma hangisidir?
2- Bu anlaşma kaç tarihinde yapılmıştı?
?
1- Hudeybiye anlaşması.
2- Hicri 6, mîladî 628 yılında yapılmıştı.
SORULAR -35-
1- Hudeybiye anlaşmasına götüren sebep neydi?
2- Peygamberimiz müşriklere elçi olarak kimi gönderdi?
?
1- Medine'ye göç eden müslümanlar doğup büyüdükleri Mekke'yi özlemişlerdi. Kabeyi ziyaret etmek istiyorlardı. Peygamberimiz Kabe'yi ziyaret etmek üzere 1400 kişiyle birlikte yola çıktı. Müşrikler müslümanları Mekke'ye sokmamak için direndiler. Bunun üzerine Hudeybiye antlaşması imzalandı.
2- Hz. Osman
SORULAR -36-
1- Peygamberimiz hangi ülkelerin hükümdarlarına davet mektuplarını göndermişti?
2- Habeşistan hükümdarı mektubu alınca ne yaptı?
?
t- Bizans İmparatoru, İran, Mısır, Habeşistan, Umman ve Bahreyn devlet Başkanlarına.
2- Müslümanlığı kabul etti.
SORULAR -37-
1- Bizans imparatoru ile ilk Mısır hükümdarı mektubu alınca ne yaptı?
2- İran Hükümdarı mektubu alınca nasıl davrandı?
?
1- Elçilere iyi davrandılar, fakat İslamı kabul etmediler.
2- Peygamberimizin mektubunu okuyunca çok saygısız davrandı ve büyük bir öfke ile mektubu yırtıp attı.
SORULAR -38-
1- Hayberin fethi ne zaman olmuştur?
2- Hayber fethinin sebebi nedir?
?
1- Hicri 6; Miladi 628 yılında.
2- Medine'den sürülen yahudilerin bir kısmı Hayber'e yerleşerek, burada İslâm'ın ve müslümanların aleyhine çalışmaya başladılar. Bunu haber alan peygamberimiz derhal harekete geçti ve Hayber'i fethetti.
SORULAR -39-
1- Hayber Fethinin sonucu ne oldu?
2- Hayber, Fethine kadınlar da katıldımı?
?
1- Peygamberimiz onlara anlaşma teklif etti. Fakat yahudiler teklifi reddettiler. Bunun üzerine savaş başladı. 10 gün devam eden şiddetli çarpışma sonunda kaleler birer birer alındı. Yahudiler vergi vermeye razı oldular.
2- Kadınlar yaralılara yardım etmek, savaş alanında askerlere su dağitmak görevleri ile bu savaşa katıldılar.
SORULAR -40-
1- Mekke'nin Fethi ne zaman ve nasıl gerçekleştirilmiştir?
?
1- Hicri 8 ; Miladi 630 yılında. Savaş
yapmadan ve kan dökülmeden şehir
teslim alınmıştır.
SORULAR -41-
1- Huneyn savaşı ne zaman olmuştur?
2- Huneyn savaşının sebebi nedir?
?
1- Hicri 81 Miladi 630 yılında.
2- Mekke yakınlarında Havazin kabilesi vardı. Bunlar putlara tapıyorlardı. Mekkenin fethinden sonra sıranın kendilerine geldiğini düşünerek müslümanlara savaş açmaya karar verdiler. Bunun sonucu savaş çıkı.
SORULAR -42-
1- Huneyn savaşında müslümanlar ve müşrikler ne kadardı?
2- Savaşın sonucu ne olmutur?
?
1-Müşrikler 20.000 kişi,
Müslümanlar 12.000 kişi idi.
2- Müslümanlar sayılarının çokluğuna güvendiler. Düşman ise vadide pusu kurmuştu. Sabahın alaca karanlığında vadiden geçerken düşmanın saldırısına uğrayan islam ordusu bozuldu ve dağılmaya başladı. Ancak daha sonra Hz. Peygamber orduyu tekrar topladı ve zaferi kazandı.
SORULAR -43-
1- Tebûk Seferi ne zaman yapılmıştır?
2- Ordunun donatımına en çok kimler
yardım etmiştir?
3- İslam ordusu kaç kişiydi?
?
1- Hicri 9 ; Miladi 630 yılında.
2- Hz. Ebubekir ve Hz. Osman.
3-30.000 kişi idi. İslam ordusu Tebûk'e
kadar geldi. Fakat savaşacak kimse bulamadılar.
SORULAR -44-
1- Peygamberimizin savaşlarının özellikleri nelerdir?
?
1-a- Peygamberimizin savaşları müşrik saldırılarına karşı yapılan savunma savaşlarıdır. Her zaman önce müşrikler saldırmıştır.
b- Bu savaşlar, düşman saldırılarını önlemek, Allah'ın adını yüceltmek, müslümanların dinlerini, canlarını ve mallarını korumak için yapılan savunma savaşlarıdır.
SORULAR -45-
1- Veda Haccı ne demektir?
2- Veda Haccı ne zaman yapılmıştır?
?
1-Peygamberimiz, ahiret yolculuğunun yaklaştığını ve bundan sonra hac yapamayacağını anladığı için burada müslümanlara veda etti. Dolayısıyla bu hacca "Veda Haccı" denilmiştir.
2- H. 1 0 ; M. 632 yılında.
SORULAR -46-
1-Veda Hutbesinin ana konuları nelerdir?
?
1- a. Cahiliye adetleri kaldırıldı.
b. İnsanlar eşittir, renk ve ırk ayrımı yasaklanmıştır.
c. Can, namus, mal kutsaldır, her türlü saldırıdan korunmuştur.
d. Faizin her türlüsü yasaklanmlıştır.
e. Kan davaları kaldırılmıştır.
f. Müslümanlar kardeştir.
g. Erkekler kadınların hakkına, kadınlarda erkeklerin hakkına saygı duyacaktır.
h. Müslümanlar hayat ölçüsü olarak
Kur'an ve Sünnete bağlanacaklardır.
SORULAR -47-
1- Peygamberimiz kaç yaşında ve yılında vefat etti?
2- Peygamberimiz nereye defnedildi?
?
1- 63 yaşında H. 10 (8 Haziran 632) yılında
2- Peygamberimiz vefat ettiği yere defnedildi. Bugün peygamberimizin kabri Medine'de Mescid-i Nebevi'nin içindedir. Buraya "Ravza-i Mutaharra" denilmektedir.
SORULAR -48-
1- Aşere-i Mübeşşere ne demektir?
2- Bunlar kimlerdir?
1- Dünyada iken cennette müjdelenen on kişidir.
2 Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman,
Hz. Ali, Hz. Talha, Hz. Zübeyr,
Hz. Abdurrahman b. Avf. Hz. Sa'd b.Ebi Vakkas, Hz. Said B. zeyd, Hz.Ebu Ubeyde bin. Cerrah. (Allah hepsinden razı olsun.)
SORULAR -49-
1- Sahabe kime denir?
2- Tabiun kime denir?
3- Hulefa-i Reşidin kimlerdir?
?
1- Hz. Peygamberi müslüman olarak gören ve müslüman olarak ölen kişilere denir.
2- Tabiun: Ashabı gören müslümanlardır.
3- Hz. Ebu bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali (Dört Halife).
SORULAR -50-
1-Peygamberimiz miras olarak ne bıraktı?
2- Peygamberimizden sonra kim halife
seçildi?
3- Ehl-i Beyt kimdir?
?
1-Hz. Peygamber mal olarak hiç bir miras bırakmadı. Onun mirası İslam dini, Rasulullah'ın ahlak ve fazilet ilkeleri idi.
2-Hz. Ebubekir.
3-Peygamberimizin soyunu sürdüren kızı ve çocuklarına verilen ad. Hz.Ali, Hz. Fatima ve çocukları Ehl-i Beyt'tir. 

18 Mart 2011 Cuma

6.sınıf din kültürü ve ahlak bilgisi hicret konu anlatımı


6.sınıf din kültürü ve ahlak bilgisi hicret konu anlatımı.hicret nedir,hicret nasıl olmuştur,hicretin tarihi nedir?
ANLATIM

Müslümanların Mekke’den Medine’ye Hicretleri
Hicret bir yerden başka bir yere göç etme demektir. Müşriklerin zulümleri yüzünden Mekke'de Müslümanlar barınamaz hâle gelmişlerdi. Bu sebeple 2'inci Akabe Bîatinde Hz. Peygamber (s.a.s.) ve Müslümanların Medine'ye hicretleri de kararlaştırılmıştı. Peygamberimiz "Sizin hicret edeceğiniz yerin iki kara taşlık arasında hurmalık bir yer olduğu bana gösterildi..." diyerek Müslümanların Medine'ye hicretlerine izin verdi. İkinci Akabe Bîati, Peygamberliğin onikinci yılının son ayı olan Zilhicce'de yapılmıştı. onüçüncü yılın ilk ayı Muharrem'de (Temmuz 622) Medine'ye hicret başladı.
Mekke'nin fethine kadar geçen süre içinde, dini uğruna, evini-barkını, malını-mülkünü, âilesini, kabîlesini, akrabasını, bütün varlığını Mekke'de bırakarak Peygamberimizin izniyle Medine'ye göç eden Mekke'li Müslümanlara "Muhâcirler" adı verilmiştir.
Medine'de muhâcirleri misâfir eden, onlara bütün imkânları ile yardımcı olan Medine'li Müslümanlara da "Ensâr" denilmiştir. Muhâcirler ve Ensâr, Kur'ân-ı Kerîm'de bir çok konuda övülmüşlerdir.
Muharrem ve Safer aylarında Müslümanlar, âileleri ile birlikte hicret ettiler. Birer, ikişer, gizlice Mekke'den ayrılıp Medine'ye gittiler. Ensâr tarafından Medine civârındaki "Avâlî" denilen köylere yerleştirildiler.
Hz. Ömer Mekke'den gizli ayrılmadı. Kılıcını kuşandı, Kâbe'yi tavâf etti. Bütün müşriklere meydan okuyarak:
İşte ben Medine'ye gidiyorum. Analarını ağlatmak, karılarını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyenler peşime düşsün... dedi. Ömer'in hicreti Hz. Peygamber (s.a.s.)'in hicretinden 15 gün kadar önce olmuştu.
Kısa zamanda, Mekke'li Müslümanların hemen hepsi Medine'ye göç etti. Yalnızca Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ali'yi Rasûlullah (s.a.s.) Mekke'de alıkoymuştu.(123) Ebû Bekir hicret için izin istediğinde, Rasûlullah (s.a.s.):
"Acele etme, Allah sana hayırlı bir arkadaş verecek..." diyerek hicretini geciktirmiştil(124). Mekke'de Müslümanlıkları yüzünden âileleri tarafından hapsedilmiş olanlar ile köle ve câriyelerden başka Müslüman kalmamıştı. Peygamberimiz, düşmanları arasında, en büyük tehlike karşısında yapayalnız bulunuyordu.
Peygamberimizin Hicreti
a) Dâru'n-Nedve'nin Korkunç Kararı
Akabe görüşmeleri ile Müslümanlık Medine'de yayılmağa başlamış, müşrikler korktuklarına uğramışlardı. Üstelik Mekke'deki Müslümanlar da Medine'ye göç etmişlerdi. Şimdi Hz. Muhammed (s.a.s.) de Medine'ye gider, Müslümanların başına geçerse, Mekkelilerin Şam ticâret yolu kapanabilirdi. Mekke müşrikleri Müslümanlara son derece kötü davranmışlar, târihte eşine az rastlanan işkence ve hakarette bulunmuşlardı. Bunlar Medinelilerle birleşip, kuvvetlendikten sonra kendilerinden öç alabilirlerdi. Durumun ciddiliğini anlayan Kureyş müşrikleri, Mekke'de yapayalnız kalan Peygamber Efendimize ne yapmak gerektiğini kararlaştırmak üzere Dâru'n-nedve'de toplandılar. Müslümanlık tehlikesinin önlenmesiyle ilgili çeşitli fikirler ileri sürdüler. Ebû Cehil:
- Kureyş'in bütün kollarından birer temsilci seçelim. Bunlar aynı anda hücûm edip Muhammed (s.a.s.)'i bir hamlede öldürsünler. Kimin vurduğu, kimin darbesiyle öldüğü belli olmasın. Böylece kanı bütün Kureyş kabîlesine dağılsın, Hâşimîler bütün Kureyş kollarına karşı çıkamayacaklarından kan davasına kalkışamazlar. Çâresiz diyete (kan bedeline) râzı olurlar. Bu iş böylece kapanır... dedi. Ebû Cehil'in teklifi ittifakla kabûl edildi. Diğer teklifler beğenilmedi. Hemen Kureyş kollarında 40 yeminli kişi seçip toplantıyı bitirdiler.
b) Peygamberimizin Evinin Müşrikler tarafından Kuşatılması
Müşriklerin bu korkunç plânını Cebrâil (a.s.) Peygamber Efendimize haber verdi. "Bu gece, her zaman yatmakta olduğun yatağında yatmayacaksın, evini terkedeceksin..." dedi. Böylece Peygamberimize de hicret için izin verildi. Peygamberimiz Hz. Ali'yi çağırdı.
"Ben Medine'ye gidiyorum. Sen bu gece benim yatağımda yat, hırkamı üstüne ört. Müşrikler beni yatıyor sansınlar, onlara bir şey sezdirme. Sabahleyin şu emânetleri sâhiplerine ver. Ondan sonra sen de hemen gel" dedi.
Ortalık kararınca, Kureyş'in seçme cânileri evin etrâfını sardılar. Sabahleyin evinden çıkarken hep birden saldırıp öldüreceklerdi. Hz. Ali, Rasûlullah (s.a.s.)'in yatağına yattı. Hz. Peygamber (s.a.s.) eline bir avuç kum alıp, evini çeviren müşriklerin üzerine saçtı. Saçılan kum taneleri cânilerden herbirine isâbet etmiş, hepsi de derin bir uykuya dalmışlardı. Rasûlullah (s.a.s.) "Yâ-Sîn Sûresi"nin başından:
"Biz onların önlerine ve arkalarına birer sed çektik, böylece gözlerini perdeledik. Onlar artık elbette görmezler" anlamındaki 9'uncu âyetine kadar olan kısmı okuyarak, aralarından geçip gitti. Müşrikler Hz. Muhammed (s.a.s.)'in yatağında yattığını sanıyorlardı. Sabahleyin, yatakta yatanın Ali olduğunu görünce, donakaldılar, ne yapacaklarını şaşırdılar; hiddetlerinden çıldıracak hâle geldiler. Hemen her tarafı aramağa koyuldular. Mekke'yi alt üst ettiler. Fakat Hz. Peygamber yoktu.
Muhammed (s.a.s.)'i bulana 100 deve verilecek, diye ilân ettiler. Bu haber duyulunca, ne kadar mâceracı, cânî, katil varsa, hepsi etrâfa yayıldı. Mekke'de ve Mekke dışında, harıl harıl Hz. Peygamber (s.a.s.)'i arıyorlardı.
Rasûlullah (s.a.s.), gece evinden ayrıldıktan sonra Kâbe'yi tavâf etti. "Ey Mekke, sen Allah katında yeryüzünün en hayırlı ve bana en sevimli yerisin; eğer çıkmak zorunda bırakılmasaydım, senden ayrılmazdım", dedi. Ertesi gün öğle sıcağında Hz. Ebû Bekir'in evine vardı. Allah'ın emri ile, berâber hicret edeceklerini bildirdi. Hz. Ebû Bekir, sevinç göz yaşları ile, 4 aydır dışarıya bırakmayıp, ağaç yaprakları ile beslemekte olduğu iki cins devesini işâret ederek: Dilediğini seç, Yâ Rasûlallah, dedi.
c) Mağarada Gizlenmesi
Gece olunca, her ikisi evin arka penceresinden çıktılar. Ayakkabılarını çıkarıp, ayaklarının uçlarına basarak ıssız yollardan Mekke'nin güneyine doğru ilerlediler. 1.5 saat (3 mil) mesafede Sevr Dağı'nın tepesindeki mağaraya vardılar. Kureyş’in araması bitinceye kadar, (perşembeyi cumaya bağlayan geceden pazar gününe kadar) üç gün bu mağarada gizlendiler.
Ebû Bekir'in oğlu Abdullah, geceleri mağaraya gelip Mekke'de olup biteni anlatıyor, ortalık ağarmadan gene Mekke'ye dönüyordu. Kölesi Âmr b. Füheyre de koyunlarını otlatırken akşamları Sevr dağına götürüp onlara süt veriyordu.
Peygamber Efendimizi ve Ebû Bekir'i arayanlar, iz sürerek, nihâyet Sevr'deki mağaranın ağzına kadar geldiler. Ayak sesleri ve konuşmaları içeriden duyuluyordu. Hz. Ebû Bekir, başını kaldırdığı zaman onların ayaklarını görmüş ve heyecanla:
-"Yâ Rasûlallah, eğilip baksalar, bizi görecekler, demişti, bunun üzerine Peygamber Efendimiz:
-"Korkma, Allah'ın yardımı bizimledir buyurdu.
Tâkipçiler Sevr dağı'na henüz çıkmadan, bir örümcek mağaranın ağzına ağ örmüş, bir çift beyaz güvercin yuva yapıp yumurtlamıştı. Bu durumda Kureyşliler mağaranın içine bakmanın ahmaklık olacağını düşünerek bırakıp gittiler.
Peygamberimizin yola çıktığı Medine'de duyulmuştu. Bu yüzden Medineliler, onu karşılamak üzere her sabah şehir dışına çıkıp bekliyorlardı. 12 Rabiulevvel /23 Eylül 622 Pazartesi günü yine öğleye kadar beklemişler, sıcak bastırınca ümitlerini kesip dönmüşlerdi. Bu esnâda bir iş için evinin yüksek kulesinden etrafı seyreden bir Yahûdî, beyazlar giyinmiş bir kafilenin uzaktan gelmekte olduğunu gördü ve yüksek sesle:
İşte günlerdir yolunu beklediğiniz devletli geliyor, diye haykırdı.
Medine’ye Varış
a) Hz. Peygamber (s.a.s.) Kuba'da
Medineliler derhal silahlanarak, bir bayram sevinci içinde yollara döküldüler. Peygamberimizi Medine'ye bir saat uzaklıkta Kuba Köyünde karşıladılar. Peygamberimiz Kuba’da bir mescit yaptı ve burada namaz kıldı.
b) İlk Cuma Namazı ve İlk Hutbe
14 gün sonra, bir cuma günü Hz. Peygamber Efendimiz devesine bindi. Karşılamağa gelenlerle muhteşem bir alay içinde Medine'ye hareket etti. Yolda "Sâlim b. Avf oğulları"na âit "Rânûnâ Vâdisi"nde öğle vakti oldu. Rasûlullah (s.a.s.) burada arka arkaya iki hutbe okuyarak ilk Cuma Namazını kıldırdı.
c) Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Medine'de Karşılanışı
Cuma namazından sonra Peygamberimiz Medine'ye hareket etti. Medine, târihinin en önemli gününü yaşıyordu. Halk bayram sevinci içinde, Kuba'dan itibâren yolu iki taraflı doldurmuştu. Kadınlar şiirler söylüyor, çocuklar "Allah’ın elçisi geldi" diye bağrışıyor, küçük kızlar def çalarak şenlik yapıyorlardı. Medine halkı, Peygamberimizin gelişinden duyduğu sevinci, hiç bir şeyden duymamıştı.
Hicretin İslam Tarihindeki Önemi
Hicret, Müslümanları müşriklerin zulüm ve baskılarından kurtarmış, İslâm'a yayılma imkânı sağlamış, böylece İslâm inkılâbının başlangıcı olmuştur. Bu itibârla olaydan 17 yıl sonra, Hz. Ömer'in hilâfeti esnâsında Hz. Peygamber (s.a.s.)'in hicret ettiği yılın 1 Muharrem'i olan 16 Temmuz 622 tarihi, Hicrî-Kamerî Takvim için "takvim başı" olarak kabûl edilmiştir.
Rasûlullah (s.a.s.)'in hicreti Peygamberliğin 13'üncü yılında, 12 Rebiulevvel / 23 Eylül 622'de olmuştur. Bu tarih aynı zamanda Peygamber Efendimizin 53'üncü doğum yıldönümüdür.
KONUYU ANLADIK MI?
  1. Hicret ne demektir?
  2. Peygamberimizi öldürme kararı nasıl alındı?
  3. Peygamberimiz Mekke'den nasıl ayrıldı ? Ayrılmadan önce ne yaptı?
  4. Peygamberimizi gizlendiği mağarada neden bulamadılar?
  5. Peygamberimiz ilk Cuma namazını nerede kıldırdı?
  6. Peygamberimiz Medine'de nasıl karşılandı?
  7. İslam tarihinde hicretin önemini açılayınız.

Hz. Muhammed’in Peygamberlik Yönü


ANLATIM

Yüce Allah, insanlar içinden seçtiği bazı insanlara vahiy yoluyla buyruklarını bildirir. Seçilen bu insanlara peygamber denir.
Peygamberler, Allah’ın doğru yolu göstermek için görevlendirdiği elçilerdir. Onlar, yolunu şaşıran, sapıklığa, acılara ve bunalımlara düşen insanlara birer kurtarıcı olarak Allah tarafından gönderilmiştir.
Peygamberlerin ortak amacı, tek Allah inancını ve öldükten sonra dirilme ile başlayacak olan ahirete imanı sağlayarak, insanlığı dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşturmaktır.
Hz. Muhammed (s), Allah’ın gönderdiği peygamberlerin sonuncusudur. Allah vahiy yoluyla ve çoğu kez Cebrail meleği aracılığıyla buyruklarını ona bildirmiş ve ona ayetler indirmiştir. Kuranıkerim’de Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s) son peygamber olduğu açık bir şekilde belirtilmektedir.
“Muhammed sizin adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir. O, Allah’ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur.” (Ahzab Suresi 40. ayet)
Hz. Muhammed (s) bir peygamber olarak, ona gelen ayetleri insanlara ulaştırmıştır, böylece tebliğ görevini yerine getirmiştir. Bu ayetlerde bir çok öğütler, bilgiler, emir ve yasaklar bulunmaktadır. Peygamberimiz onları insanlara bildirmiş,Allah'ın çağrısını herkese duyurmuştur.
Hz. Muhammed (s) ona gelen ayetleri aynı zamanda gerek sözleriyle gerekse davranışlarıyla açıklamış, ayetlerin nasıl anlaşılacağını insanlara öğretmiştir. Böylece Allah’ın ayetlerde kastettiği anlamlar insanlar tarafında iyice anlaşılmıştır.
Peygamberimizin peygamberlik yönünden biri de, Kuranıkerim’deki öğütleri bizzat uygulayarak, insanlara öncülük etmektir. Namazı, orucu, zekatı, iyilik etmeyi, güzel davranışlarda bulunmayı, ilk Müslümanlar Peygamberimizden görerek öğrenmiş, kendileri de aynısını yapmışlardır.
Hz. Muhammed (s) fiziksel özellikleri ve biyolojik bir varlık olarak normal bir insandır; fakat biz insanlardan önemli bir ayrıcalığı vardır: O, Allah’ın insanlar için seçtiği bir elçidir.
KONUYU ANLADIK MI?
  1. Peygamberimizi diğer insanlardan farklı yapan özelliği nedir?
  2. Hz. Muhammed'in (s) peygamberlik görevini nasıl yerine getirdiğini üç maddede açıklayınız. (Örnek 1. Allah'tan aldığı vahyi insanlara ulaştırmak)
  3. Peygamberimizin son peygamber oluşu, Kuranıkerim'de nasıl anlatılmaktadır?

Hz. Muhammed'in insani yönü hakkındaki ayet mealleri nelerdir?


Hz. Muhammed'in insani yönü hakkındaki ayet mealleri nelerdir?, hz muhammed guvenilir bir insandi, hz muhammed ile ilgili hadisler, hz muhammedin ayetleri, hz muhammedin insani yonu, hz muhammedin insani yonu ayetleri, hz muhammedle ilgili ayetler, hz muhammetin insani yonu, peygamber efendimizin insani yonu, peygamberimizin insani yonleri, peygamberimizin insani yonu, ...

Hz. Muahmmed'in (s) İnsani Yönü
Peygamberimiz, varlık yönüyle herkes gibi bir insandı. Normal bir şekilde anne babadan dünyaya gelmiş, normal bir insan olarak büyümüş, gelişmiş, evlenmiş, çocukları olmuş ve eceli geldiğinde bu dünyadan göçmüştür. Peygamberimizin bu yönüne onun 'insani yönü' denir. Peygamberimiz canlı bir varlık olarak insan olmasının yanında, aynı zamanda bir peygamberdi. Yani Allah'ın insanlara öncü olarak seçtiği bir insandı. Peygamberimizin bu yönüne de onun 'peygamberlik yönü' denir. Bu konuda Peygamberimizin insani yönünü inceleyeceğiz.
Peygamberimiz, bir melek veya manevi varlıklardan biri değildi. O bir insandı. Herkes gibi yorulduğunda dinlenir, uyur, acıktığında yemek yer, bazen neşeli bazen üzüntülü olurdu.
Peygamberimiz, onu insanüstü bir varlık olarak yüceltme tehlikesine karşı, sıkça uyarılarda bulunmuş, "geçmişte insanların kendi peygamberlerine yaptığı gibi siz de beni tanrılaştırmayın" şeklinde uyarılarda bulunmuştur. Bu nedenle resmini yapılmasını yasaklamıştır. Peygamberimizin en büyük endişelerinden birisi, Hıristiyanların Hz. İsa'yı tanrılaştırmaları gibi Müslümanların da kendisini olağanüstü bir varlık haline getirip tanrılaştırmaları tehlikesiydi.
Kur'anıkerim de bu konuda uyarılarda bulunmuştur: Örneğin:
"De ki: Ben de sizin gibi bir insanım. Farklılık yalnızca, 'ilahınız tek bir ilahtır' şeklinde bana vahiy gelmesidir." (Kehf Suresi 110. ayet)
Peygamberimizin insani yönüne ait özellikleri (Şemail)
Peygamberimizin insani yönüne ait özelliklerine "Şemail"denir. Peygamberimizin ashabı, bu kutlu insanın dış görünümünün güzelliği, görenleri hayran bırakan heybetinden nuruna ve duruşundan gülüşüne kadar Allah'ın onda gösterdiği çeşitli güzellikler hakkında pek çok detay aktarmışlardır. Sayıca oldukça kalabalık olan sahabe, bu güzellikler hakkında birçok bilgi vermiştir. Bazı sahabe onu genel özellikleriyle tarif ederken, diğerleri uzun ve detaylı anlatımlarda bulunmuşlardır. Bu anlatımlardan bazıları şu şekildedir:
"Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem çok yakışıklı ve alımlı idi. Mübarek yüzü ayın on dördündeki dolunay gibi parlardı... Burnu gayet güzel idi... Gür sakallı, iri gözlü, düz yanaklı idi. Ağzı geniş, dişleri inci gibi parlaktı... Boynu sanki bir gümüş ışıltısı idi... İki omuzu arası geniş, omuz kemik başları kalın idi... “
Enes b. Malik (ra) anlatıyor:
"Peygamber Efendimiz (sav) orta boylu idi; uzun da değildi, kısa da değildi; hoş bir görünüşü vardı. Saçı ise ne kıvırcık, ne de düzdü. Mübarek yüzlerinin rengi ise nurani beyazdı.
Bera b. Azib (ra) anlatıyor:
"... Resullullah Efendimizden daha güzel birini görmedim. Omuzlarına varan saçları vardı. İki omuz arası genişçe idi. Boyu ise ne kısa idi, ne de uzundu
Hz. Ali'nin torunlarından İbrahim b. Muhammed (ra) rivayet ediyor:
Peygamber Efendimiz (sav), ne aşırı derecede uzun, ne de kısa idi; O bulunduğu topluluğun orta boylusu idi. Saçları, ne kıvırcık ne de dümdüzdü; hafifçe dalgalı idi. Mübarek yüzlerinin rengi kırmızıya çalar şekilde beyaz; gözleri siyah; kirpikleri sık ve uzun; omuz başları iri yapılı idi... O, insanların en cömert gönüllüsü, en doğru sözlüsü, en yumuşak tabiatlısı ve en arkadaş canlısı idi. Kendilerini ansızın görenler, O'nun heybeti karşısında çok şiddetli heyecanlanırlar; üstün vasıflarını bilerek sohbetinde bulunanlar ise, O'nu her şeyden çok severlerdi. O'nun üstünlüklerini ve güzelliklerini tanıtmaya çalışan kimse; Ben, gerek ondan önce, gerek ondan sonra, onun gibi birisini görmedim, demek suretiyle, O'nu tanıtma hususundaki aczini ve yetersizliğini itiraf ederdi.
Hz. Hasan (ra) naklediyor:
"Resulullah Efendimiz, yaradılıştan heybetli ve muhteşemdi. Mübarek yüzü, dolunay halindeki ayın parlaklığı gibi nur saçardı. Orta boyludan uzun, ince uzundan kısa idi. Saçları kıvırcık ile düz arası idi; şayet kendiliğinden ikiye ayrılmışlarsa onları başının iki yanına salar, değilse ayırmazlardı. Uzattıkları takdirde saçları kulak yumuşaklarını geçerdi. Peygamber Efendimiz (sav)'in rengi, beyaz ve parlak renkte, yani nurani beyazdı. Alnı açıktı. Kaşları; hilal gibi, gür ve birbirine yakındı.
Boynu, gümüş berraklığında idi. Vücudunun bütün azaları birbiri ile uyumlu olup yakışıklı bir yapıya sahipti
"Allah Resulünün alnı geniş olup hilal kaşlıydı, kaşları gürdü. Iki kaşı arası açık olup, halis bir gümüş gibi bembeyazdı. Gözleri pek güzel, gözbebekleri simsiyahtı. Kirpikleri uzundu. Güldüğünde dişleri çakan şimşek gibi parıldardı. Iki dudağı da emsalsiz şekilde güzeldi... Sakalı gürdü. Boynu pek güzeldi, ne uzun ne kısaydı. Boynunun güneş ve rüzgar gören kısmı altın alaşımlı gümüş gibi parıldardı... Göğsü genişti, göğsünün düzlüğü aynayı, beyazlığı da ayı andırırdı... Omuzları genişti... Kol ve pazuları irice idi. Avuçları ipekten daha yumuşaktı.
Sözcük Bilgisi

Ashap (eski yazım kuralına göre ashab şeklinde de yazılmaktadır): Peygamberimiz dostları, arkadaşları, Müslüman olup, onu görme onurunu elede etmiş olanlar.
Sahabe: Ashap ile eşanlamlı.
Sahabi: 'Sahabe'nin tekili.
(ra) veya (R.A.): Radiyallahu anh: Allah ondan razı olsun. (Sahabe için söylenmesi gelenek olmuştur)
KONUYU ANLADIK MI?
  1. Peygamberimiz, neden her fırsatta kendisinin de bir insan olduğunu belirtme ihtiyacı duymuştur?
  2. Peygamberimizi diğer insanlardan ayıran özelliği nedir?
  3. Hz. Muhammed'in de bir insan olduğu, yalnızca bir yönüyle diğer insanlardan ayrıldığı Kur'an'da nasıl ifade edilmektedir?
z. Peygamberi Örnek Olarak Gösteren Âyetler:

Kur'ân'da gayet açık ifâdelerle Hz. Peygamber'in Yüce Allah tarafından mü'minler için örnek alınması gereken model bir insan olarak takdim edildiğini görmekteyiz. Konu ile ilgili âyetlerde şu veya bu konuda diye bir kayıt koyulmamış olması O'nun insanlar için her yönüyle örnek olarak gösterildiği anlaşılmaktadır.

İşte bu konudaki bazı âyetler şunlardır:

"Andolsun Allah'ın Resûlünde sizin için -Allah'ı ve âhireti arzu eden ve Allah'ı çok anan kimseler için- (uyulacak) en güzel bir örnek vardır" (Ahzâb, 33/ 21)
Bu âyette, Resûlullah'ın, Allah'a ve âhiret gününe inananlar için örnek bir şahsiyet olarak ileri sürülmesi, böylece onu Örnek edinmenin Allah'a ve âhiret gününe îman hususuna bağlanması O'nun sünnetine dinde ne kadar değer verilmiş olduğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Kur'ân, Hz. Peygamberin mü'minler için örnek bir insan olduğunu belirtmekle kalmaz aynı zamanda onun büyük bir ahlâk üzere olduğunu da şöyle vurgular:

"Nün. Kaleme ve yazdıklarına andolsun, Sen Rabb'inin nimetiyle ünlenmiş (bir deli) değilsin. Senin için kesintisiz bir mükâfat vardır. Ve sen, büyük bir ahlâk üzeresin" (Kalem, 68/ 1-4)

Sünnetin dindeki değerini ortaya koyan unsurlardan birisi de genelde onun da bir vahiy mahsûlü oluşudur. Nitekim, Kur'ân'a baktığımız zaman vahyin sadece kendisi ile sınırlandırılmadığına, Hz. Peygamber'e Kur'ân'ın dışında da vahiy verildiğine dâir birçok işâretleri görürüz.


8 Mart 2011 Salı

Ekoyay 11.sınıf dil ve anlatım kitabı cevapları


 SAYFA 97:
SÖYLEŞİ(SOHBET)
Hazırlık:
  • Bir yazarın eserini okurken yazarın herhangi bir konuyla ilgili duygu ve düşüncelerini, hayata bakış açısını vb. birçok özelliğini sanki yazarla karşılıklı oturup konuşuyormuşuz  gibi öğrenebiliriz.
  • Her metin yazarının hayatının, kültürünün, zevkinin izlerini taşır. Bunun için yazarın sanatının oluşmasında etkili olan hayat hikâyesinin bilinmesinde yarar vardır.
    Bir edebî metnin tamamen yazarın hayatının ve kişisel özelliklerinin yansıması olduğunu düşünmek yanlıştır. Bunun yanı sıra edebî metinde yazarın kendi hayatını yansıtmadığını düşünmek de o kadar yanlıştır.
    Her edebî eser, yazarının hayatından, hayata bakış açısından, gözlemlerinden az çok izler taşır.
  • Hazırlık çalışmasının diğer sorularını kendi bakış açınıza göre değerlendiriniz.
1.ETKİNLİK:
  • Meslek seçiminde nelere dikkat ettiğiniz konusunda söyleşi yapınız.
SAYFA 101:

SÖYLEŞİ ÖRNEKLERİ:
Söyleşi örnekleri için TIKLAYINIZ
Bu söyleşi örnekleriyle Şevket Rado’nun söyleşi metninin içerik, dil ve anlatım yönünden incelenmesi
• Herkesi ilgilendiren konular seçilmiştir.
• Yazarlar soru-cevaplı cümlelerle konuşuyormuş hissi verirler.
• Sıcak içten, doğal ve senli benli anlatımları vardır.
• Bazı cümleler konuşmadaki gibi devriktir.
• Açık bir anlatımın özelliklerini taşırlar.
SÖYLEŞİ METİNLERİNİN ORTAK ÖZELLİKLERİ:
• Herkesi ilgilendiren konular seçilir.
• Cümleler konuşma üslubundadır ve genellikle devriktir.
• Yazar karşısında biri varmış gibi sorular sorar, cevaplar verir, düşüncelerini günlük konuşma dili içtenliğinde açıklar.
• Sıcak içten, doğal ve senli benli anlatımları vardır.
• Sohbetlerde konu uzatılmaz, fazla ayrıntıya girilmez,anlatılanlar kanıtlanmaya çalışılmaz.
• Sohbet yazılarının amacı okuyucuyu konu üzerinde düşünmeye sevk etmektir.
• Yazar deyimlerden, ata sözlerinden, hatıralardan,, nüktelerden, özlü sözlerden sıkça yararlanır.
• Eskiden bu yazılara ” muhasebe” denirdi.
• Bu türün en önemli temsilcileri Ahmet Rasim, Şevket Rado, Nurullah Ataç, Falih Rıfkı Atay, Suut Kemal Yetkin, Ferit Kam’dır.
3.ETKİNLİK:
• “Huzura Götüren Yol” metninde “aile hayatında mutlu olmanın yolları” iletisi okuyucuya verilmeye çalışılmıştır.Meslek seçimi konusunda yaptığınız söyleşinin amacı da meslek seçerken nelere dikkat edilmesi gereken hususlar hakkında arkadaşlarınıza bilgi vermektir.
• Sözlü ve yazılı söyleşilerde senli-benli, sıcak, samimi ,doğal, gereksiz ayrıntılara yer verilmeyen, günlük konuşma dilinin özelliklerini taşıyan bir anlatım tarzı kullanılır.
• Yapılan söyleşilerde amaç ,herhangi bir konuda duygu ve düşüncelerin sıcak ve samimi bir şekilde dinleyiciler/okuyucularla paylaşmak olduğu için kullanılan anlatım tarzı da buna göre şekillenir.
4.ETKİNLİK:
Metinden verilen paragraflar yazarın “aile hayatında mutluluk yolları” konusundaki düşüncelerini ortaya koymak amacıyla oluşturulmuş ve metnin tamamında ortaya konacak ana düşünceyi oluşturmak amacıyla birbirleriyle ilişkilendirilmiştir.
5.ETKİNLİK:
• “Huzura Götüren Yol” metninde yazar düşüncelerini kanıtlama ve derinlemesine ele alma yoluna gitmemiştir.Çünkü sohbet yazılarında okuyucu ikna edilmeye çalışılmaz,gereksiz ayrıntılara yer verilmez.
• Bu düşünceler “aile/evlilik hayatında mutluluğun yolları” düşüncesi etrafında ilişkilendirilmiştir.
SAYFA 102:
6.ETKİNLİK:
• Metinde kişisel ve yöresel söyleyişlere yer verilmiştir.
• Metinde yazar kişisel ve yöresel söyleyişlere yer vererek okuyucuyla arasındaki iletişimi, sıcaklığı sağlamak böylece düşüncelerini daha rahat ve doğal bir şekilde ifade etmek istemiştir.
7.ETKİNLİK:
Metinde ağırlıklı olarak açıklayıcı anlatım türü kullanılmıştır.
Örnek cümle: “İşte böyle anlarımızda size biraz önce bahsettiğim kendimize mahsus zevklerimiz, eğencelerimiz, meraklarımız, marifetlerimiz imdadımıza yetişir ve ancak olnlar sayesinde yalnız kalmamız mümkün olur.Mesela, okuma zevki, bahçe merakı, dikiş dikmek, örgü örmek bir musiki aleti çalmak gibi…”
8.ETKİNLİK:
Açıklık:Metin açık bir anlatıma sahiptir.Metinde belirtilmek istenen duygu ve düşünceler kolay anlaşılır herhangi bir açıklamaya gerek duymadan kavranabilir niteliktedir.
Örnek cümle: “Kadın erkek herkesin bir merakı olmalıdır.”
Akıcılık: “Metinde paragrafı oluşturan cümlelerde telaffuzu ve anlamayı zorlaştıran sözcüklerin kullanılmamış, paragraflar kolayca okunabilir ve anlaşılabilirdir.
Örnek cümle: “Aile hayatında şüphesiz mecburiyetler vardır.”
Yalınlık: “Metinde aşırı söz sanatı yapılmadan, yabancı sözcüklere yer verilmeden oluşturulan cümleler yalındır.”
Örnek cümle: “Çünkü evlilik kısa süren bir beraberlik değildir.”
Duruluk: Metindeki cümleler genel olarak durudur, gereksiz söz ve söz gruplarına yer verilmemiştir.
Örnek cümle: “İnsanın boş zamanı olup da bu boş zamanını nasıl dolduracağını bilmemesi en sıkıntılı ve tehlikeli halidir.”
SAYFA 103
9.ETKİNLİK
METİNDE ANLATIM BOZUKLUĞU
OLAN CÜMLELER:
“Bu ayırmayı yaparken maddi bakımdan yani kiloca hafif veya ağır insanları kastetmiyorum.” cümlesinde altı çizili kelime “ayrımı” şeklinde olmalıydı.
• “Nezaket sanatı başkalarıyla beraber olduğumuz zaman onları hoşlarına gidecek şeyler yapmamızı bize emreder.” cümlesinde altı çizili kelime gereksizdir.
• Sayfa 99′da ilk paragrafta “…………karı-kocanın ilk tanışma devrelerinde ve tabiatıyla evliliğin ilk senelerinde kendiliğinden vardır.” cümlesinde altı çizili “ilk” sözcüğü gereksizdir.
• Hemen alttaki “Genç kız veya delikanlı sevdiği ve evlenmeyi gözüne koyduğu müstakbel eşini sıkmamak için elinden geleni yapar, (eşi)darılacak diye türlü fedakarlıklara seve seve katlanır.”cümlesine parantez içindeki kelime getirilmeli.
• Sayfa 99 son paragrafta “Eğer bir ailenin içinde karı-kocada bu tür zevkler yoksa gündüz sabahtan akşama kadar çalışıp eve gelmiş olan koca….” ile devam eden cümlede “gündüz” sözcüğü gereksizdir.Ayrıca “eve gelmiş olan koca” yerine “eve gelen koca” denirse daha duru bir cümle olur.
• 100.sayfa ikinci paragraftaki “Olsa olsa ahenksizlik vardır; karşılıklıkavgalar, çekişmeler veya…” ile devam eden cümlede karşılıklı sözcüğü gereksizdir.
10.ETKİNLİK:
Bitişik yazılan”ki”, “de”         Nedeni
altında                   Hâl eki(bulunma hali) olan “de” bitişik yazılır.
evlilikte                 Hâl eki(bulunma hali) olan “de” bitişik yazılır.
hayatında               Hâl eki(bulunma hali) olan “de” bitişik yazılır.
karşınızdakine        Aitlik zamiri olan “ki” bitişik yazılır.
karşımdaki             Aitlik zamiri olan “ki” bitişik yazılır.


Ayrı Yazılan “ki”, “de”, “mi”              Nedeni: 
biraz da                               Bağlaç olan “de/da” ayrı yazılır.
iki taraf da                           Bağlaç olan “de/da” ayrı yazılır.
ne yazık ki                            Bağlaç olan “ki” ayrı yazılır.
mecbur muyum                    Soru eki “mi” ayrı yazılır.
değil midir                           Soru eki “mi” ayrı yazılır.

ANLAMA-YORUMLAMA
1) Söyleşi yazıları da öğretici metin olduğu için dil ağırlıklı olarak göndergesel işlevde kullanılır.
2) Bu sözle birbirine karşı yük olmamak, eziyet ve sıkıntı vermemek, çekilebilir, dayanılabilir olmak ifade edilmiştir.
3) Yazar “hafif insan” ve “ağır insan” sözleriyle varlıklarıyla karşı tarafa yük olan veya olmayan insanları kastetmiştir.
4.Metne göre gerçek evlilik eşlerin birbirini iyice tanıyıp ağırlıklarını hissetmeye başladıkları andan itibaren başlar.
5) Okullarda şiddet olaylarının sebepleri:
• Aile içi şiddetin yansıması,
• Maganda kültürü,
• günlük hayattaki şiddetin yansıması,
• Başarısız öğrencilerin ve öğrenme problemi olan çocukların tepkisi,
• Bazı tv. dizilerindeki kahramanlara(?) özenti
• ailelerin düşük eğitim düzeyi
• büyüdüğünü(!!!) kanıtlamak
• İdealsizlik, hedef olmaması gibi pek çok sebep sıralanabilir.
6) Yazar, evlilik konusunda kendi yaşamından, çevresinden, aile yaşamından örnekler vermiş, bu konudaki gözlemlerini ana düşünceye paralel olarak çarpıcı biçimde metne yansıtmıştır.
SAYFA 104:
ÖLÇME-DEĞERLENDİRME.
1.
• Sohbetlerde sıcak, samimi,konuşma havası içinde bir üslup kullanılır.
• Söyleşi yazılarında açıklayıcı, kanıtlayıcı, öğretici anlatım türleri kullanılabilir.
2) (Y) (D) (Y)
3) (D)
4) (B)
5) (A)
6) (E)
7) (B)

ekoyay 11.sınıf dil ve anlatım kitabı cevapları,ekoyay 11.sınıf dil ve anlatım cevapları,Etiketler: 10 sınıf dil anlatım ders kitabı sayfa98 105 soru cevabı, 10 sınıf dil ve anlatım kitabı 104 cevapları yeni müfredat, 10 sınıf dil ve anlatım kitabı cevapları sayfa 90 100, 10 sınıf edebiyat ders kitabı ekoyay 98 100 arası.sayfa cevapları etiketi, 10 sınıf edebiyat kitabı cevapları ekoyay 100 105, 10 sınıf edebiyat kitabı cevapları yeni müfredat 91, 10. sınıf dil anlatım kitabı cevapları 98-105, 10. sınıf edebiyat ekoyay kitabı cevapları, 10. sınıf edebiyat kitabı cevapları eko yay, 10.sınıf dil ve anlatım sayfa 103, 10.sınıf edebiyat ekoyay sayfa 102 cevaplar etiketi, 10.sınıf edebiyat ekoyay sayfa 99, 10.sınıf edebiyat kitabı 90 ile 105 arası cevapları, 10.sınıf edebiyat kitabı 90 ve 100.sayfa cevapları, 10.sınıf edebiyat kitabı cevapları ekoyay, 10.sınıf edebiyat kitabı cevapları ekoyay 93.sayfa, 10.sınıf edebiyat kitabı cevapları yeni müfredat 98 99 etiketi, 10.sınıf edebiyat sayfa 96 105 arasi etiketi, 10.sınıf ekoyay dil anlatım kitabı cevapları, 10.sınıf türk edebiyatı kitabı 103.sayfanın cevapları, 101 103 arası dil ve anlatı cevapları, 101.sayfadaki etkinlik sorularının cevapları, 104.sayfa dil ve anlatım 11.sınıf cevabı, 11, 11 . sınıf edebiyat kitabının cevapları( SÖYLEŞİ ), 11 . sınıf ekoyay dil ve anlatım kitabı cevapları etiketi, 11 dil anlatım yeni kitap sayfa 102, 11 dil ve anlatım ekoyay, 11 dil ve anlatım ekoyay sayfa 101, 11 dil ve anlatım kitabı cevapları ekoyay, 11 dil ve anlatım kitabı soru ve cevapları ekoyay, 11 dil ve anlatım sayfa 97, 11 dil ve anlatım sohbet ekoyay etiketi, 11 edebiyat kitabı cevapları 94 104, 11 edebiyat kitabı cevapları 97,

Ekoyay 10.sınıf Türk Edebiyatı Kitabi cevapları


 Ekoyay 10.sınıf Türk Edebiyatı Kitabi cevapları, Ekoyay 10.sınıf Türk Edebiyatı cevapları,Ekoyay 10.sınıf Edebiyat Kitabı cevapları,ekoyay edebiyat cevapları 10.sınıf
SAYFA 12
GÖKTÜRK YAZITLARI EDEBİ Mİ TARİHİ Mİ BİR METİN MİDİR?
 

SORU 1) Orhun Kitabeleri ya da Göktürk Yazıtları EDEBİ BİR METİNDİR..Dil, yabancı etkilerden uzak ve yalın bir Türkçe'dir. Yazıtlarda yer yer gerçekçi tarih dili, yer yer eleştiri cümleleri, yer yer de güçlü bir söylev dili kullanılmıştır. Yazıtlarda aliterasyonlu (ses tekrarına dayalı) bir söyleyiş vardır. Ayrıca hükümdar Bilge Kağan’ın ağzından Türk halkına seslenen eşsiz bir hitabet örneğidir.
Bu kitabe çok gelişmiş, zengin kelimeli bol mecazlı edebi bir hitabe örneği olarak yazılmıştır.İşte bu sebeplerden Göktürk Yazıtları edebi bir eserdir.

2) GÖKTÜRK Yazıtlarının dini, tarihi ve siyasi önemi

Orhun veya Göktürk Yazıtları Türk dünyası için birçok yönden önem taşır. Bunların başında yazıtların Türkçenin ilk yazılı belgeleri olması gelir. Gerçektende günümüze dek yapılan araştırmalara göre Orhun alfabesiyle yazılmış yazıtlar ve belgeler, Türk dili tarihinin ilk somut verilerini oluşturur. Bu yazıtların dili incelendiği zaman Türkçenin o döneme göre oldukça gelişmiş bir dil olduğu sonucu çıkarılabilir. Gerek dilbilgisi birimlerinin çeşitliliği, gerek sözcük dağarcığının kullanarak uygulanması, bu belgelerdeki dilin sözlü ve yazılı anlatıma büyük yatkınlık gösterdiğini açıklamaktadır.
Orhun yazıtları, düz yazı örnekleridir, bununla birlikte kimi dilciler yazıtların şiir biçiminde yazıldıklarını ileri sürmektedirler. Ancak bunu doğrulamak pek olanaklı değildir. Gerçi yazıtlardaki dil ve söyleyiş şiire elverişli görünmektedir. Ama bu özelliği onun türünden kaynaklanmaktadır.
Orhun Yazıtları, anı-söylev karışımı bir türde yazılmıştır denilebilir. İlk bakışta dikkati, konuşan kişi, yani Bilge Kağan çekmektedir. Bilge Kağanı güçlü bir söylevci yapmaktadır. İkinci vurgulanması gereken yönde yazıtların tarihsel ve siyasal bir içerik taşımasıdır.
Orhun Yazıtları, Türk tarihi, toplum yaşamı, kültürel yapısı yönünden de aydınlatıcı bilgilerle doludur. Yazıtlar Göktürk Kağanlığının resmi ağızdan yazılmış bir tarihi görünümündedir. Tarihte ilk kez Türk adıyla kurulan bu devlet bozkır devletlerinin belirgin özelliklerini taşır. Aynı soydan gelen bütün boylarını “il” adıyla oluşturacak yapıda merkezi otoriteye bağlanması, siyasal erkin hemen bütünüyle orduya dayandırılması, dolayısıyla da iktisadi gücün bu orduyla sağlanması…

3.soru: İstemi Yabgu ve Batı Tarafı adlı metin tarihi bir metindir; çünkü Göktürkler hakkında bilgi vermeye yönelik dilin göndergesel işlevde kullanıldığı bir üslupla tarihi bir olayı neden-sonuç ilşkileri içinde nesnel bir şekilde vermektedir.

4) Göktürk Yazıtları söylev özelliklerini taşıyan edebi bir dilin, mecazların söz sanatlarının kullanıldığı bir metindir.Diğer metin ise tarihi bir metin olduğu için öğretmeye dayalıdır.Mecazlar, yan anlamlar yoktur, dil göndergesel işlevde kullanılmıştır.buradan hareketle edebiyat ve tarih arasında şöyle bir ilişki vardır:

Edebiyat ve tarih birbirilerinin verilerinden yararlanan iki bilim dalıdır.Edebiyatla tarih arasında çok sıkı bir ilişki vardır.Her edebi eser dönemin zihniyetinden izler taşır, edebi eserler de yazıldığı dönemin siyasi sosyal ekonomik vb…özelliklerinden etkiler taşıdığı için tarihin verilerinden yararlanabilir.Tarih bilimi de edebiyattan yararlanır, örneğin bir yazarın anıları yazıldığı döneme ışık tuttuğu için tarihsel bir belge niteliği taşır.(Örneğin Yakup Kadri'nin Halide Edip'in anı kitapları...) O anılardan tarihçiler yararlanabilir ve tarihi olaylara ışık tutarlar…Edebi eserler pek çok bakımdan tarihe kaynaklık eder.Göktürk Yazıtları ve Dede Korkut Hikayeleri birer edebi metin olmakla beraber tarihe ışık tuttukları için de tarihi belgedirler.Aynı zamanda Oğuz Kağan, Şu...Destanı, İlyada ve Odise, Şehname gibi Türk ve dünya edebiyatına ait destanlar toplumların geçmişini yansıttığı için tarih açısından önemlidir.Bunun yanı sıra seyahatnameler, tezkireler, hatıralar edebiyat tarihi için olduğu kadar tarih için de çok önemli kaynaklardır.

5.soru: "Çanakkale Şehitlerine" şiiri Mehmet Akif tarafından Çanakkale Savaşı'nda (1918) şehit olan askerlerimiz için yazılan destansı bir manzumedir.Şiir tarihin en kanlı savaşı olan Çanakkale Savaşı'nda şair Asım'ın Nesli olarak belirttiği kahraman askerimizin teknikçe çok üstün olan Avrupalılara karşı iman gücüyle kazandığı destansı savaşı çok canlı tasvirler ve muhteşem imgelerle betimlemektedir.

6.SORU: Çanakkale Savaş'ının yapıldığı dönemin siyasi ve tarihi olayları şiire yansımıştır.
Bir muharebe sahnesinin tasviriyle başlayan parçada, düşmanın hem sayıca çokluğu, hem de biraraya gelmiş milletlerin ve kavimlerin çeşitliliği karşısında Mehmetçiğin kahramanlığı devleşir. Batı'nın yirminci asırda medeniyet adına yaptığı zulüm ve işkence tabloları çizilir. Nihayet, bu savaş sahnelerinin asıl kahramanına sıra gelmiştir. Akif, bu kahraman iradesini, gücünü ve bu irade ile gücün ilahi kaynağını tasvir ettikten sonra, şehadet faslına gelir. Şair, şiirinin bu kısmında sanatının bütün ustalığını göstererek harikulade mukayeseler, teşbihler yapar.

SAYFA 15 
7.soru: Halide Edip Adıvar'la ilgili araştırmayı internetteki çeşitli sitelerden, ansiklopedilerden, hakkında yazılmış biyografi kitaplarından yapabiliriz...
EDEBİYAT TARİHİNİN İNCELEDİĞİ KONULAR: (edebiyat tarihinin kapsamı da denebilir)
1) Edebi dönemler
2) Şair ve yazarların hayatları
3) Şair ve yazarların edebi kişiliği
4)Sanatçıların(şair ve yazar) eserleri 
4) Edebi dönemlerin belirleyici özellikleri
5) Edebiyatı etkileyen tarihi olaylar
6)dönemin siyasi özellikleri
7)-dönemin sosyal özellikleri
8) edebi türlerin gelişimi

1.etkinlik 
Soruda verilen üç metin de Türk tarih ve kültürü için eşsiz eserlerdir, eğer bu eserler hiç yazılmamış olsaydı Türktarih ve kültürü için büyük bir kayıp olacak, bir döneme ışık tutacak bilgilerden, belgelerden mahrum olacaktık.Örneğin ilk yazılı belgelerimiz olan Göktürk Yazıtları hiç yazılmamış olsaydı tarihteki ilk Türk devleti olan Göktürkler hakkında bilgilerimiz hep eksik kalacak ilk alfabemiz olan Göktürk alfabesini hiç bilmeyecek olacaktık.Bunun yanı sıra o dönemki toplum yaşayışı hakkında da bilgilere sahip olamayacaktık.

8)"Ateşten Gömlek" Kurtluş Savaşı'nı ve etkilerini anlatan bir romandır.(Edebiyatçı Cevdet Kudret'e göre Ateşten Gömlek; edebiytımızda Kurtuluş Savaşı üzerine yazılmış romanların ilki ve hala en güzelidir.) Ateşten Gömlek İzmir’in işgali üzerine şehri kurtarmaya amaçlayan milli mücadele hareketlerinin hedeflerine nasıl ulaştığını anlatıyor.Halide Edip, 1919 yılında İstanbul halkını ülkenin işgaline karşı harekete geçirmek için yaptığı konuşmaları ile zihinlerde yer etmiş usta bir hatiptir. Kurtuluş Savaşı'nda cephede Mustafa Kemal'in yanında görev yapmış, sivil olmasına rağmen rütbe alarak bir savaş kahramanı sayılmıştır. Savaş yıllarında Anadolu Ajansı'nın kurulmasında rol alarak gazetecilik de yapmıştır.Yani sanatçı yaşadığı dönemin zihniyetini eserlerine yansıtmış ve dönemin olaylarından etkilenmiştir.

2.etkinlik:
İslamiyet Öncesi Türk edebiyatında ortaya çıkan türler: destan, masal
İslam uygarlığı çerveçesinde gelişen Türk edebiyatında ortaya çıkan türler: mesnevi 
Batı uygarlığı etkisinde..... hikaye, roman, tiyatro( 19 yüzyılda Tanzimat döneminde)

9) Tablodaki edebi türler ortaya çıktıkları dönemin dil, üslup ,tema, işlenen konu, kullanılan kelime ve kelime grupları ile ilişkilidir.Örneğin mesnevi İran edebiyatından edebiyatımıza girmiş beyit nazım birimiyle aruz ölçüsüyle yazılan ve uzun aşk ve kahramanlık olaylarının anlatıldığı bir türdür.Her edebi tür ortaya çıktığı uygarlıktan izler taşır.

10a) Şemadaki başlıklar bize bir edebi eseri tam ve doğru bir şekilde çıkarımlarda bulunmamız için büyük katkı sağlar.Çünkü edebi eserler verilen başlıklardaki kriterlerden doğrudan etkilenir...

b) Hepsiyle ilgili bilgileri bünyesinde barındırabilir.

c) cevabı 7.sorudaki maddeler...

ç) Tarih, sosyoloji, psikoloji...

SAYFA 16
ANLAMA VE YORUMLAMA:
1) Edebiyat tarihçisi edebi eserleri incelerken şunlara dikkat etmeli: 
a) sanatçıların hayatını incelemeli (fiziki ve ruhi yapısı,yaşadığı sosyal ve fiziki çevre...)
b) edebi dönemleri incelemeli
c) dönemin sosyal, siyasi ve tarihsel olaylarını bilmeli
d) Dönemin sanat zevkini ve anlayışını incelemeli
e) Dönemin dil özellikleri iyi bilmeli

2) sosyoloji
felsefe
psikoloji
tarih
mantık
bilim ve teknoloji 

3) Nutuk, İnkılâp Tarihimizin önemli ve gerçek kaynaklarındandır. Türk Kurtuluş Savaşı’nın dününe, bugününe ve yarınına ait her yönü Nutuk’ta bulmak olanağı vardır.Bizzat Atatürk'ün ağzından Türk Kurtuluş Savaşının gerçek öyküsüdür Nutuk...Mustafa Kemal Atatürk bu eseriyle bir milletin kurtuluşunun ne kadar zor ve çetin şartlarda kazanıldığının gelecek kuşakların da bilmesi için bu eseri yazmıştır.
4) Atatürk, gençliğe hitabında, Nutuk'un felsefesi hakkında ipuçları vermektedir.

Atatürk, Nutuk ile geçmişi anlatıp aynı zamanda gelecekte düşebileceğimiz tehlikeleri önceden sezmemiz için alınacak derslerden bahsetmektedir.
Mustafa Kemal Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı dönemi'ni birinci ağızdan aktardığı, Cumhuriyet tarihi açısından önemli bir eserdir.
Bazı sayfalarda açıkça belirttiği "sonraki yıllarda durumun kolay ve açıkça değerlendirilmesi için bu kadar ayrıntıya yer verilmiştir" sözü ile Atatürk ileri görüşlülüğünü bir kere daha ortaya koymuştur.
Göktürk Kitabeleri ise bilinen ilk yazılı belgelerimiz olduğu için çok önemlidir.
Ø Türklerin ilk yazılı eseridir. 
Ø Doğu Göktürklerin tarihine ışık tutar. 
Ø Söylev türünde yazılmıştır. 
Ø Oldukça gelişmiş ve işlenmiş bir dil kullanılmıştır. 
Ø Türk dilinin gelişmişlik düzeyine ilişkin etraflı bilgiler edinilebilir. 
Ø Hem dinî hem de din dışı konular işlenmiştir. 
Ø Tarih, coğrafya ve edebiyata kaynak olacak niteliktedir. 
Ø Türk tarihini, toplumun yaşam biçimini, dünyaya bakış tarzını ortaya koyar.

2.etkinlik cevabı sayfa 12'de var fakat siz de edindiğiniz bilgilerinizden ve yaptığınız araştırmalardan hareketle kendi görüşlerinizi kendi cümlelerinizle yazınız.
DEĞERLENDİRME:
1) Edebi dönemler 

2) Şair ve yazarların hayatları
3) Şair ve yazarların edebi kişiliği
4)Sanatçıların(şair ve yazar) eserleri 
5) Edebi dönemlerin belirleyici özellikleri
6) Edebiyatı etkileyen tarihi olaylar
7)dönemin siyasi özellikleri
8)-dönemin sosyal özellikleri
9) edebi türlerin gelişimi

2) (D) 

3) (Y) (Y)
5) EDEBİYAT

6) iSLAMİYET ÖNCESİ

7) C 

SAYFA 17 


HAZIRLIK SORULARI
Türklerin İslamiyet öncesi yaşam tarzları:
Göçebe bir yaşam sürüyorlardı.
Ø
Avcılık, 
Ø hayvancılık önemli geçim kaynaklarıdır.
Pagan inanışı, Şamanizm ve GökTanrı 
Ø inancı Türklerin ilk dinî inancını oluşturuyordu
Türkler, ehlîleştirdikleri 
Ø atlarla akıncılık yapmışlar, çiftçilikle uğraşan kavimler üzerinde üstünlük sağlamışlardır…

İSLAMİYET'LE BERABER TÜRKLERİN YAŞAM TARZI:
 
Toplumda meydana gelen inanca bağlı
 değişiklikler sosyal hayatı bütünüyle etkiler, değiştirir. Pagan inanışı, Şamanizm ve GökTanrı inancı Türklerin ilk dinî inancını oluşturuyordu. Türklerin İslamiyet’i kabul etmeleriyle birlikte inançları tamamen değişmiştir. İslamiyet’le 10. yüzyıldan 19. yüzyılın sonlarına kadar etkisini devam ettiren yeni bir medeniyet ve kültür dairesine girmişlerdir. Bu medeniyetin etkisiyle yerleşik hayata geçmişlerdir. Yerleşik hayata geçince de dünyaca tanınan şehirler ve kültür merkezlen kurmuşlardır. Bilim, sanat, edebiyat, sosyal hayat, devlet sistemi gibi alanlarda büyük ilerlemeler sağlamışlardır.

Bir 
 yaşam biçimi olarak kabul edilen İslam dini, Türklerin sosyal ve kültürel yaşamında, düşünce dünyasında ve dil anlayışında köklü değişiklikler meydana getirdiği gibi kültürün önemli bir yansıması olan edebî ürünlerde de yeni şekillenmelere zemin hazırlamıştır. Bu ortak edebî malzemenin temelinde İslamî birikim vardır. Arap, İran ve Türkşairleri, işte bu malzemeyi farklı dil, güzellik ve sanat anlayışlarıyla işlemişlerdir.

Batı Medeniyeti etkisindeki Türk yaşam tarzı:
 
Osmanlı Devleti 19.yüzyılda yüzünü Batıya çevirmeye başladı.Bunun toplum yaş***** etkisi oldu.Bu dönemde modernizm ve pozitivizm etkileri görülmeye başlandı.

2) Kullanılan araç gereçler, tüm insanlığı etkileyen olaylar(istanbulun fethi,Fransız İhtilali vb.) 

3) Geçmişte yaşanmış olayların oluş sırasını öğrenmek ve bu tarihi olayları meydana geldikleri zamanın şartlarına göre değerlendirebilmek için tarih devirlere ayrılmıştır. Tarihi Zamana, Mekana ve Konuya göre sınıflandırmamızın nedeni öğrenmeyi,öğretmeyi,araştırmay ı kolaylaştırmaktır.

SAYFA 18 

1.SORU) Bozkurt Destanı İslamiyet’ten önceki dönemde ouşmuştur.”Hunlar, boy, düşmanların baskını,Bozkurt,Aşine soyu, başbuğ, Dişi Bozkurt, Altay Dağları, çadır, av hayvanları, hakan vb.” sözcük ve sözcük grupları dönemin hakim zihniyetini yansıtır.

2) Devletin boylardan oluşması
Düşmanların baskın yapması
Bozkurt mitinin varlığı
Bozkurt’tan türediklerine olan inanç
Göçebe yaşam tarzı
Başbuş ve hakanların varlığı…

3) VESİLETÜ’N NECAT’TAN (GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİYLE)
Amine Hatun,Muhammed s.av. in annesidir.
(O sadeften doğdu o inci tanesi)

Çünkü Abdullahtan oldu hamile.
Günler ve aylar geçti,vakit erişti

Hem Muhammedin gelmesi yaklaştı
Çok işaretler belirdi gelmeden

Rebiul evvvel ayı nasıldır.
Rebiul evvel ayının on iknci gecesiydi

O gece ki insanların en hayırlısı doğdu
Annesi orda neler gördü neler. 

Dedi ki gördüm o sevgilinin annesi
Bir acayip ışık ki sanki güneş pervanesi.)

Şimşek gibi çıktı evimde ansızın.
Göklere dek ışıkla doldu dünya.

Gökler açıldı ve karanlık açıldı
Üç melek gördüm elinde üç bayrak.

Biri doğudaydı biri batıda
Biri de Kabe nin damında dikildi.

İndiler gökten melekler dizi dizi
Kabe gibi evimi tavaf ettiler.)

Geldi huriler bölük bölük
Yüzlerinin nurumdan evim nur ile doldu.

Bu metindeki “Amine Hatun, Muhammed(s.a.v) Abdullah, rebi-ül evvel ayı,hayr’ül beşer, nur, üç melek, Kabe, tavaf, huri…” gibi sözcükler döneminin hakim zihniyetini yasıtmaktadır.
4) İslam medeniyetinin ve inancının izlerini parçada görmek mümkündür.Allah inancı, Peygamberimizin doğuşu gibi olaylar metnin zihniyetini yansıtmaktadır...

SAYFA 19 

5) “Ali Bey, diri diri mezara gömülen bir kişi , çözümsüz bir bilmece ” gibi söz ve söz grupları dönemin zihniyetini yansıtmaktadır.

6) Bu metin Tanzimat dönemindeki Batılılaşmaya başlayan Türk toplumunun yaşayış, inanç ve adetlerini yansıtmaktadır.

7) Metin Türklerin İslamiyet’ten öncesi yaşayışarını yansıtan ırki özellikler 1.metin 

Metin İslamiyetin kabulü ile oluşam medeniyetten…. 2. Metin x

Metin modern dönemde aklın ve bireyin……………………….. 3 .metin x

1.ETKİNLİK:
Türk edebiyatında İslam ve Batı medeniyetinin çok büyük etkisi vardır.Din ve medeniyet bir edebiyatı en fazla etkileyen faktörlerdendir. Türk tarihinde görülen üç medeniyet (iki medeniyet değişikliği), edebiyatın da seyrini değiştirmiş, onun konu ve şekil özelliklerini de etkilemiştir.
Bu arada tanışılan ve alış verişte bulunulan uluslar da edebiyatı etkilemişlerdir.
Meselâ, Araplardan ilmî eserlerle birlikte Arapça kelime ve tamlamalar, İranlılardan da İslâmiyet’le birlikte nazım tür ve çeşitleri alınmıştır.
SAYFA 20) 



8.soru:

  • Dil anlayışı
  • Dini hayat
  • Kültürel farklılaşma
  • Sanat anlayışı
  • Coğrafya değişimi
  • Lehçe ve şive ayrılıkları
9.soru )

TÜRK EDEBİYATI
 
1) İslamiyet öncesi Türk Edebiyatı
 
2) İslam medeniyetinin etkisindeki Türk Edebiyatı
 
3)Batı etkisinde gelişen Türk edebiyatı 


10) Gazel ve koşmayı karşılaştırdığımızda:
 
Dil olarak gazelde Arapça ve Farsça kelime ve kelime gruplarının fazla, dilinin ağır sanatlı ve süslü olduğunu görürüz.Koşma ise son derece sade yalın ve anlaşılır bir dille yazılmıştır.
İçerik olarak gazelde aşk,kadın temasını işlenirken koşma koçaklama türdedir, yiğitlik teması epikçe bir söyleyişle anlatılmıştır.
Gazel Divan edebiyatı zevk ve sanat anlayışını yansıtırken koşma halkın beğeni ve zevkinin bir ürünüdür.
Gazel tahsil görmüş eğitimli yüksek bir zümreye hitap ederken koşma halka seslenmektedir.
Aynı dönemde yazılmasına rağmen iki şiirin farklı olması farklı edebi kollara (divan-halk) mensup şairlerin kalemlerinden çıkması farklı sanat anlayışlarını benimsemiş olmalarından kaynaklanmaktadır.
SAYFA 21:

ANLAMA VE YORUMLAMA

1) Bozkurt Destanı: İslamiyet öncesi Türk edebiyatı(sözlü edebiyat)
2) Vesiletü’n Necat:İslami devir Türk edebiyatı
3) İntibah: Batı etkisindeki Türk edebiyatı (Tanzimat dönemi)
4) Gazel( İslami Devir Türk edebiyatı- Divan edebiyatı)
5) Koşma(İslami Devir Türk edebiyatı ( Aşık tarzı halk edebiyatı)
Bu dönemleri belirlerken
Dil özelliklerine
Tema ve konuya
Nazım biçimlerine, yazın türlerine
Sanatçılarına ve onların özelliklerine
Sanat anlayışlarına…dikkat ettik.



2) Dil
Kullanılan nazım biçimleri ve türleri
Tema ve konu
Sanat anlayışı, zevki
Alfabe(Göktürk,Arap,Uygur,Lati n)
Yazın türleri(roman, hikaye, tiyatro) 

2.etkinlik:
Resimlerdeki üslup farklılığının sebebi sanatçılarının farklı dönemlerde farklı sanat ve zevk anlayışlarını benimsemesidir.Bu farklılıklar edebi eserler için de geçerlidir.

SAYFA 22 

3.Edebi eserlerden hareketle bir milletin duygu ve düşüncede geçirdiği evreleri inceleyebiliriz.Toplumunun aynası olan edebi eserler toplumun bir parçası olan bireyin de kendini tanımasına, anlamasına olanak verir.
DEĞERLENDİRME:

1) Destan döneminde kavmi(ırki) özelliklerin , dini dönemde dinin ,modern dönemde akıl ve mantığın etkisi edebi eserlerde çoktur.Ayrıca nazım ve nesir türlerinde, tema ve konularda, dil, üslup,sanat ,estetik ve zevk anlayışında belirgin farklılıklar vardır.
2) (Y)
3) (D)
4) (D)
5) (C)
6) (B)

SAYFA 23 


1.ÜNİTE SONU DEĞERLENDİRMESİ
1) Milletler uzun tarihleri boyunca edebiyatla ilgili sayısız eserler meydana getirirler. Edebiyat bir milletin hayat damarıdır. Edebiyat eserleri olmayan milletler uygarlaşamaz, tarih sahnesinden silinirler. 
İşte edebiyat tarihi, bir ulusun yüzyıllarca meydana getirdiği edebî eserleri inceleyerek geçirdiği dönemleri kronolojik bir sıra içinde inceleyen bilim dalıdır. 
Edebiyat tarihi, edebî eserlerle o eserleri yaratanları sosyal çevresi ile beraber inceler. Böylece geçmiş dönemlerde yaşayan atalarımızın duygu, düşünce ve sanat anlayışları hakkında bize bilgi aktarır. Edebiyat tarihi aracılığıyla değişik çağlardaki kültür birikimimizi tanırız. 
Toplumların düşünce yapılarını, dünya görüşlerini öğreniriz. Bütün bu bilgiler bir edebiyat eserinin değerlendirilmesinde bize yol gösterir.Hülasa(özetle) Edebiyat uygarlık içindeki gelişmelere her zaman ön ayak olmuştur. 
2) (D)
3) (Y)
4) (Y)
5) İslamiyet öncesi sözlü edebiyat döneminde, İslami , Batı etkisindeki
6) Edebiyat tarihi
7) 1)İslamiyetten önceki Türk edebiyatı
2) İslami Devir Türk edebiyatı
3) Batı etkisinde gelişen Türk edebiyatı
8) (D)
9) (E)

SAYFA 24
10-(A)
11-(E)

2.ÜNİTE DESTAN DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI
SAYFA 26
HAZIRLIK SORULARI

*İLİYADA ve ODYSSEİA (Yunan) Truva filminin konusuyla aynıdır.

ŞEHNAME İRAN) İran-Turan mücadelelerini, Rüstemin yiğitliklerini,İskender'in İran'ı fethi anlatılır.
KALEVALA FİN) Doğaya karşı savaşan Finlillerin erdemlerini anlatır.
GILGAMIŞ (SÜMER) Ölümsüzlüğü arayan kral Gılgamış'ın hikayesidir.
BOEWULF İNGİLİZ) Yiğit Boewulf ve arkadaşlarının canavarla mücadelelerini anlatır.
MAHABARATA HİNT) Kaurava’nın Pandallarla yaptığı savaşı, Krişna ve Arcuna’nın kahramanlıkları...
CİD İSPANYOL)Ulusal kahramanları Rodrigo’nun 11.yy.da Araplarla mücadelesi anlatılır.
CHANSON de ROLAND FRANSIZ)Charlemagne döneminde Müslümanlarla yapılan savaşları anlatır.
NİBULENGEN ALMAN) 5.yy’da yapılan Hun-Alman savaşlarını anlatır.
ŞİNTO JAPON) Japonların milli destanıdır.
İGOR RUS) 12.yy’da Kıpçak’larla Rusların yaptığı savaşları anlatır.


*Akıl erdiremedikleri olayları olağan üstü güçlerle yorumlamışlardır.Örneğin tabiat olaylarının sebeplerini bilmedikleri için bunları kendileri dışında bir güçle açıklamaya çalışmışlardır. 

1.soru: Oğuz Kağan destanı M.Ö 209-174 tarihleri arasında hükümdarlık yapmış olan Hun Hükümdarı Mete Hanın hayatı etrafında şekillenmiştir.Bütün Türk destanlarında olduğu gibi destanın ilk şekli günümüze ulaşmamıştır. 

2.Metinde Türklerin İslamiyetten önceki yaşayışları görülüyor. 
Göçebe yaşam tarzı 
Göktanrı inancı 
Toy(ziyafet) verilmesi 
Kurultayın toplanması 
Elçiler gönderilmesi 
Oğuz Kağan'ın devletinin başına kağan olması 
Bozkurtun yol göstermesi ve ordunun önünde olması 
Akınların yapılması 
Gerçek üstü olaylar vb... 

3. AĞAÇ: Destanlarda ağaç motifi üç yönüyle yer alır: Sığınak (Oba), Ana ya da Ata, varlığı, devleti temsil eden sembol... 
SU: Türkler arasında temizleyici, kötü ruhlardan ve hastalıklardan koruyucu bir unsur olarak kabul edilmiş, ateşe bağlı olarak birçok inancın ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. 
IŞIK: Bu motif destanların kuruluşunda kutsiyetten kaynaklanan hayat verici bir özelliğe sahiptir. Destanların büyük kahramanları; bu kahramanlara kadınlık ve mukaddes Türk çocuklarına annelik yapan kadınlar ilahî bir ışıktan doğarlar. 
BOZKURT: 
destanlarda hayat ve savaş gücünü temsil eder. Bozkurt, destanlarda Tanrı kurt ,anne kurt, ordular önünde yürüyen kumandan olarak geçer.
6) Mitolojik dönemde şimşek, rüzgar, kasırga yankı, şafak gibi nice şeyler birer tanrı olarak tasarlanırdı.Tabiatın her şeyine karşı korku ve hayranlık duyulurdu.İşte bu korku ve hayranlık önce mitoslar sonra da masal ve destanları meydana getirmiştir.Atatürk'ün sözü ile mitolojik ögeler arasındaki bağlantıyı bu şekilde açıklayabiliriz.



SAYFA 29:
4.) Süt Gölü metnindeki olağanüstülükler:
*Tanrıça Ayzıt'ın tarla, çiçek ve yemiş perilerini yanına alması
*Süt Gölü'nden alınan bir damla sütün çocuğa ruh olması
*Bazı hayvanların Süt Gölünde gelmesi
*Kanatlı ve kürekli atların varlığı

Bu kadar olağanüstülüğün bulunmasının nedeni insanın ve Evren'in yaratılışı ile ilgili bilgilere yeterince sahip olunamaması ve etkisinde kalınan bazı olaylara akıl sır erdiremedikleri için bunları olağanüstü güçlere bağlama eğilimidir.

5.soru:
*Mitolojik öğelerin fazlalığı
*Destan döneminin temel zihniyetinin olağanüstü varlık ve güçlerin hayata hakim olması
*Dini törenlerin, musikinin ve hayatla mücadelenin etkilediği destan dili
*Tanrı ve tanrıçaların olması vb...

SAYFA 30

ANLAMA VE YORUMLAMA
1) Bunun sebebi Oğuz Kağan'ın bütün vasıflarıyla ideal insan tipini yansıtmasından ve halkın ona atfettiği yücelik ve kudsiyetten kaynaklanmaktadır.Ayrıca o zamanki şartlarda bu hayvanlar toplumda çok önemli bir yere sahiptirler.

2) Oğuz Kağan, tarih içindeki hayatı ile destanlara bürünmüş ender “alp” tipinden birisidir. Sürekli hareket halinde ve arayışlar içerisinde bulunan bir millete liderlik yapan Oğuz, ömrü boyunca at sırtından inmemiş, inandığı yüce değerler uğruna dünyayı hakimiyeti altına alma iştiyâkında olan bir idealist, bu yolda yetişmiş büyük bir cihangirdir. “ A l p ” tipinin bütün hususiyetlerini bünyesinde bulunduran Oğuz Kağan, zaferle dönülen bir seferin sonunda verdiği ziyafette: 
Demir kargı olsun orman 
Av yerine yürüsün kulan 
Daha deniz daha müren 
Güneş bayrak gök kurukan” 


gibi insanın; cihangirlik, kahramanlık duygularını kabartan, kişiye umut ve güven telkin eden hitabında oğullarına, beylerine ve milletine; daha nice denizlerin aşılmasını, daha nice ırmakların geçilmesini yer ve mekân adı belirtmeksizin, zaman tayin etmeden hedef göstermesi, onun, cihâna hükmetme idealinin açık bir göstergesidir. Gök kubbeyi ülkenin çadırı, güneşi bu ülkenin bayrağı olarak tahâyyül eden Oğuz, muhteşem bir “ a l p ” tipi, gerçek anlamda bir cihân hakimidir. Cihâna hükmetme idealini, iştiyak olmaktan çıkarıp, onu bir hayat tarzı haline getiren alplerin bu üstün meziyetleri, ancak ruhlara nüfuz etmiş samimi ve son derece kuvvetli bir imân ile izâh olunabilir. (Prof.Dr. Rıfat ARAZ_destanlar_tip_cozumlemesi .)

3) Oğuz Kağan'ın kurultay toplaması devletin ve milletin geleceği için alınacak kararların ileri gelenlerle birlikte alınmasıdır. Bu kurultayın en önemli yönlerinden birisi de, Türk devletlerinde hakanın yetkilerinin sınırsız olmadığını ve hesap vermesi gereken bir tür meclisin bulunduğunu göstermesidir. Bu bakımdanmodern demokrasilerdeki meclislerle benzerlik göstermektedir.
4) Her milletin milli bir destanı vardır.Çünkü destan dönemi her millete yaşanmıştır.Milli destanların oluşabilmesi için toplumu derinden etkileyen bir çekirdek olayın (deprem,savaş,afet...) veya bir kişinin olması gerekmektedir.

5) Destanın oluşması bir milleti derinden etkileyen bir olayın olması daha sonra bunun halkın hayal gücünün etkisiyle yayılıp dilden dile aktarılarak olağanüstü ögeleri barındırması en sonunda da halkın içinden çıkan bir sanatçının bunları derleyip yazıya geçirmesi esastır.Buradan hareketle ilerleyen dönemlerde bir milletin milli bir destana sahip olma ihtimali gözüküyor.

SAYFA 31:

DEĞERLENDİRME:
1) Destan söyleme geleneği y
azının henüz bulunmadığı ve yaygınlaşmadığı bir dönemde kuşaktan kuşağa aktarılarak doğmuştur. Destanlar ve destansı öyküler ilk çağlardan beri dünyanın her yerinde gelenekleri sonraki kuşaklara aktarmak için kollektif olarak yaratılmış edebi biçimlerdir. 


2) (D)
 
3) (D)
 
4) (D)
 
5) ............... kavmi (ırki)................
 
6) .................mitolojik.... ..............
 
7) (E) 

8) (C)